“Vatan için.” “Devlet için.” “Dava için.” “Güvenlik için.” “Beka için.” Bütün bu kelimeler insan onurunun önüne geçtiğinde, koruduklarını iddia ettikleri şeyi de çürütür. Çünkü insan onurunu çiğneyerek devleti koruyamazsınız. Hukuku ezerek güvenliği sağlayamazsınız. Dava diyerek hakikati örtemezsiniz. Vicdanı susturarak toplumu ayakta tutamazsınız.   İnsan kalmanın ölçüsü Bir toplumsal düzenin kalitesi, hatta asıl gücü, suçladığı kişiye nasıl davrandığında belli olur. Sevdiğine merhamet göstermek kolaydır. Kendi mahallesinden olana adalet istemek de kolaydır. Zor olanı öfke duyduğumuz, suçladığımız, hatta düşman gördüğümüz birinin karşısında durup “onun da bir onuru var, ona dokunamazsınız” diyebilmek ve bunu içtenlikle savunabilmek. Adalet bilincinin varlığı da vicdanın diriliği de burada ortaya çıkar. Kötülüğü yapanlar kendilerini çoğu zaman iyi gerekçelerle ikna eder. Bize düşen, o gerekçelerin altındaki ahlaki çürümeyi görmek ve göstermek olmalıdır. Çünkü bir toplum, kötülüğün hangi güzel kelimelerin arkasına saklandığını fark edemezse, bir süre sonra kötülüğe değil, kötülüğü ifşa edene öfkelenmeye başlar. İşte o zaman mağdur susar, fail rahatlar, hepimiz karanlığa biraz daha alışırız. Buna razı olmayalım. Çünkü kötülüğün karşısında ilk görevimiz kahraman olmak değil, insan kalabilmektir. Mustafa Yeneroğlu Serbestiyet 20/06/2026
Alıntı
Merhabalar ben bir ifşa hesabıyım istediğiniz ifşalrı atın paylaşayım
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sakın ağlama
sakın ağlama bak buna dayanamam sonra kirpiklerin ıslanır ifşa oluruz el aleme ağlarsın tutar kendimi suçlarım altı çizili bir cümle gibi ben de ağlarım
Algının Doğası: Zihnin Kendi Çalışma Şeklini İfşa Etmesi
Bilişsel psikoloji ve algı felsefesi açısından bakıldığında, bir öznenin dış dünyaya veya diğer insanların eylemlerine getirdiği açıklamalar, o eylemlerin nesnel gerçeğini değil; öznenin kendi zihninin, bilincinin ve zekasının çalışma şeklini gösterir. İnsan zihni, dış dünyayı pasif bir kamera gibi kaydetmez; onu kendi içsel şablonları, evrimsel kodları ve entelektüel kapasitesi nispetinde yeniden inşa eder. Bu durum, gündelik sosyal ilişkilerin analizinde belirgin şekilde kendini gösterir. İndirgemeci bir zihin, karmaşık insan davranışlarını tek boyutlu neden-sonuç ilişkilerine sıkıştırma eğilimindedir: Bir kişinin kitap okuması, ağırlık kaldırıp spor yapması veya aksine sessiz kalıp konuşmaması; sadece "güzel gözüküp ilgi çekme" dürtüsüyle açıklanır. Bir başkasının iletişim kurma çabası yalnızca "cinsel bir amaca", siyasi bir eleştirisi ise doğrudan "karşı tarafa aidiyete" indirgenir. Karşıdaki insanı ve eylemi tek bir kalıba sığdırıp "Demek ki bu yüzden yapıyorsun" hükmüne varmak, aslında o eylemin gerçekliğini değil, gözlemcinin zihinsel işlemcisinin sınırlarını ilan eder. İlk kurulan cümle ve getirilen ilk açıklama, o bilincin entelektüel derinliğinin sınır çizgisidir. Aynı algısal inşa süreci, sanatta da tam anlamıyla geçerlidir. Sanat eseri nesnel bir form olarak orada durur; ancak ona anlamı ve derinliği üfleyen, alıcının bilincidir. Alıcının zihinsel filtreleri ve kapasitesi ne kadarına elveriyorsa, sanat eseri onun dünyasında o kadarlık bir yer kaplar. Bu yüzden aynı yapıt, farklı zihinlerde tamamen zıt anlamlar barındırabilir: Birisi için hiçbir anlam ifade etmeyen, kaotik ve "boş çiziklerden" ibaret olan modern bir tuval; bir başkası için insanın içsel trajedisini ve varoluşsal sancısını anlatan bir şaheser haline gelebilir. Birisi için sadece
Felsefe-Düşünce
Şarkı ship itiraf ifşa her şeyi bekleriz.
Günümüzde bunca mutsuzluk, bunca panik atak, bunca ağır depresyon, bunca çılgın davranış görülüyor ve bunları yaşayanlar bir süre öncesine kadar normal görünen kişilerdi; acaba bu vicdanı görmezden gelmenin, günleri amaçsızca, bir dayanak noktası olmaksızın yaşamanın sonucu mudur? Vicdan, gizem ile kırılganlığımızın ifşa edilişinin buluşma noktası değil midir? Var Olan Ada
Kitap Alıntısı