Enformasyon çağında insan olmanın bedeli nedir?
8/10
·72 syf.·
2026 32. kitabı
Keyifli okumalar dilerim:) Enfokrasi puanım 8/10 instagram.com/p/DZkvAqsiLxV/?... Byung-Chul Han bu kitabında modern demokrasinin sessiz ama köklü bir dönüşüm geçirdiğini ileri sürer: artık iktidar kaba baskıyla değil, enformasyonun akışıyla çalışmaktadır. Bu yeni rejimin adı onun ifadesiyle *“enfokrasi”*dir. Enfokrasi nedir? Han’a göre enfokrasi, bilgilerin, verilerin ve algoritmaların siyaseti şekillendirdiği bir düzendir. Bu düzende gerçeklik, ortak bir hakikat etrafında değil; sürekli akan, parçalanmış ve hızlı tüketilen enformasyon parçaları üzerinden üretilir. Bu durum demokrasinin temel zemini olan “ortak tartışma alanını” zayıflatır. Çünkü düşünmek yavaş bir süreçtir; fakat dijital alan hız ister. Demokrasinin krizi: hız ve dikkat ekonomisi Han’ın en güçlü eleştirilerinden biri şudur: Demokrasi, yavaşlık ve müzakere gerektirir. Oysa dijital çağda: * dikkat dağınıktır * bilgi aşırı boldur * duygular hızlı tetiklenir * düşünce yerine tepki geçer Bu nedenle siyaset, fikirlerin çatıştığı bir alan olmaktan çıkar; en çok dikkat çeken içeriklerin kazandığı bir gösteriye dönüşür. Şeffaflık = özgürlük mü? Han burada kritik bir tersine çevirme yapar:
EnfokrasiByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2022415 okunma
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
YALAN SÖYLEDİĞİNİ BİLİYORUM ~ DAPHNE BENEDIS- GRAB İçerik; Gizem & Macera Serinin 4. kitabı Dört ortaokul öğrencisi Çalınan bir çanta Şantaj, sırlar, korkular Özgüven eksikliği Dostluk, cesaret, dayanışma 12+ yaş için 205 sayfa Selam millet… Serinin bu üçüncü kitabını da büyük bir merakla okudum. Her kitapta aynı okula giden farklı dört öğrencinin başından geçen olayları okuyoruz. Ama en önemli konu serinin okul hayatında sorun yaşayan çocukların farklı sorunlarına değinmesi ve çözüm yollarını onlara metin aralarına sıkıştırarak vermesi. Bu sefer akran zorbalığını ve şantajı okuyoruz. Altıncı sınıf öğrencileri Maddie, Nora, Jack ve Henry bir sabah aniden müdürün odasında kendilerini bulurlar. Okul Aile Birliği başkanının kızı Sasha Saturay’in kilitli dolabı açılmış ve içinde bulunan tasarım çantası çalınmıştır. Kameralarda ise o saatler okula giriş yapan bu dört öğrenci görünüyordur. Üstelik Sasha derhal çantasını geri istediğini söyler yoksa hepsinin sırlarını okula ifşa etmekle tehdit eder. Fakat çocuklar masum olduklarını söylerler. Kendilerini açığa çıkarmak için bir kaç saatleri vardır. Normalde arkadaş olmayan bu dörtlü bu sorundan kurtulmak için başbaşa verecek ve çözüm yolunu bulacaklardır. Fakat nasıl? Kendilerine davranıldığı gibi davranarak mı, yoksa doğru davranış şekilini uygulayarak mı? Kötülüğü kötülükle karşılık vermek hem de o kadar kolay ve tatmin ediciyken… Oldukça merak uyandırıcı, çocukların empati kurarak okuyacakları, karakterlerle özdeşleşecekleri, eksik gördükleri yönlerinin aslında onların eskiği değil özelliği olduğunu kavrayacakları harika bir kitap bu. Hatta tüm seri için bunu söyleyebilirim. Serinin dördüncü ve son kitabı da yayınlandı. Tereddütsüz alıp çocuklarınıza okutabilirsiniz. Tavsiyemdir efendim Okuma listemin
Yalan Söylediğini BiliyorumDaphne Benedis-Grab · XLIBRIS · 20263 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·440 syf.··
2026 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:11
Kitabımız merkezine Şehnaz ' ı alarak üç kuşak boyunca kadınların, aktarılan travmalarını ,aile sırlarını ve takıntılı bir aşkın anatomisini biz güzel okuyucularına sunar. Şehnaz yani anlatıcımız ekonomi profesörü bir kadındır ve unutma yetisini kaybetmiş, hafızasının derin dehlizlerinde kaybolmuş herşeyi hatırlayarak ödül mü ceza mı ikileminde yaşamaktadır.Annesi ve anneannesi ile kuşaktan kuşağa devredilemez bir kaderin ortasında birbirlerine ayna tutarlar. Şehnaz ayrıca yasak bir ilişkinin pençesindedir. Hocası olan ve evli de olan E.ile 30 yılı aşkın saplantılı bir ilişki yaşayan Şehnaz bu adamdan kopamaz da ,ama içinde olmaktan da memnun olmadığı ,onu tükettiğini bildiği bu ilişkiyi tutkuyla sürdürür,yıkıcı yanlarıyla mücadele eder. Tüm bunların yanında bir gece annesinin uykusunda yürümesi ve Şehnaz’ın o güne dek hiç bilmediği aile sırlarını ifşa etmesiyle beraber hikaye önce düğümleniyor, annenin uyurgezerliği sürdükçe de o düğüm yavaş yavaş çözümlenir.Unutamayan bir bellek ,hayata renk verdiğini düşündüğü ama hayatını maffeden bir aşk ve arka fonda Osmanlı 'dan Cumhuriyet 'e kadar yaşanmışlıkları ,siyasi diplomasisi ile bir Türkiye . Unutmak bir kaçış mıdır, yoksa hatırlamak zihne verilmiş en büyük ceza mı? Kitap boyunca hep bu soru kafamızı kurcalar. Aile ile sırları ,psikolojik tahliller ,derin yüzleşmelerle dolu güzel bir kitap bırakıyorum buraya .Herkese iyi okumalar.
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267bin okunma
9/10
·264 syf.··
2026 24. kitabı
‎Fatih Cem Gülbent’in Akıl Odaları, gerilim türünün alışılagelmiş "katili bulma" döngüsünden sıyrılarak, okuru çok daha tekinsiz bir labirente davet ediyor: Bireyin kendi zihni. Kitap, dışsal bir tehditten ziyade, insanın kendi duvarları arasına nasıl hapsolduğuna dair edebi bir manifesto niteliğinde. Zihin, kendi sınırlarını bilmediği sürece attığı her adımın bir yankıdan ibaret olduğunu anlıyor. “Kendi kimliğini sağlamlaştırmadıkça ilerleyeceğin yolları aydınlatamazsın” tespiti, romanın temel çatışmasını oluşturuyor. Gülbent, karakterlerini karanlık odalara hapsederken aslında onları kendileriyle yüzleşmeye zorluyor. İnsanın insanla buluştuğu o kadim köprü ise yine kitaplarda kuruluyor: “Çünkü insan kalmak, insan olmak ve insana ulaşmak kitapladır.” Bu, yazarın okura sunduğu en saf ve hakikatli çıkış kapısı. ‎ ‎Yazar, okumayı sadece entelektüel bir birikim değil, bir disiplin ve inşa süreci olarak tanımlıyor. Birikimli bir zihnin analitik gücünü vurgularken, istikrarın önemini de matematikle temellendiriyor. On yılda 550 kitap bitirmenin sadece niceliksel değil, niteliksel bir "dönüşüm" olduğu gerçeği, bir sinir bilimcinin vizyonuyla birleşiyor: “Hayattaki her şeyde takaslar vardır. Yani merakımızdan dolayı bir televizyon programı izliyorsak başka bir işe ayıracağımız zamandan kullanıyoruz demektir. Belki de daha önemli olan işlerimizi bir şekilde erteliyoruzdur.” Bu takas, aslında modern insanın kendisine sunduğu bir illüzyonun ifşasıdır. Çoğu zaman daha büyük bir "kendi" inşa etmek için harcamamız gereken vakti, anlık hazların veya dikkat dağıtıcı gürültülerin kurbanı ederiz. Gülbent burada bize şunu hatırlatır: Okumaya ayırdığınız her dakika, aslında dünyadaki yüzeysellikten vazgeçip derinliğe yatırım yaptığınız bir "varoluş takasıdır." Zamanı ertelediğimiz o
Edebiyat
Akıl OdalarıCem Gülbent · Dex Kitap · 202417 okunma
10/10
·158 syf.··
2024 98. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2024 02:59
‎​Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat döneminin en üretken kalemlerinden biri olarak, Felsefe-i Zenan ile yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmaz; o dönemin toplumsal yapısını, kadın-erkek ilişkilerini ve "mutluluk" kavramını derinden sorgulayan bir felsefi zemin inşa eder. Akile, Fazıla ve Zekiye gibi karakterler üzerinden kurgulanan bu eser, geleneksel aile yapısının ve kadınlara biçilen "fedakârlık" rolünün bir eleştirisi niteliğindedir. ‎ ‎​Eserdeki "Fakat her şeyin cahili olmaktansa o şey hakkında bilgi sahibi olmak yeğ değil midir?" sorusu, aslında Ahmet Mithat Efendi'nin okuruna ve toplumuna verdiği ana mesajdır. Yazar, cehaletin koruyucu bir kalkan değil, aksine bir hapishane olduğunu vurgular. Özgürleşmenin ilk adımı, insanın içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla analiz edebilmesidir. ‎ ‎​Toplumsal dayatmaların ötesine geçebilmek, karakterlerin kendi özgür iradelerini keşfetmeleriyle mümkündür. Yazar, aşkı idealize edilen bir masal olmaktan çıkarıp rasyonel bir zemine oturtur: ‎​"Hiçbir aşk yoktur ki masallarda denildiği gibi görür görmez kalbinin derinliklerinden ve can-ı gönülden kopuşup da gelmiş olsun." ‎​Bu cümle, duyguların da bir akıl süzgecinden geçirilmesi gerektiğini savunur. Akile, Fazıla ve Zekiye’nin yaşadıkları, birer duygu tutsaklığından ziyade, kendi zihinlerini özgürlük aşkıyla doldurma çabasıdır. Nitekim karakterin ifadesiyle: "Ben zihnimi, esaretin her yönünü uzun uzadıya ölçüp tarttıktan sonra özgürlük aşkıyla doldurdum." Bu ifade, esaretin sadece fiziksel değil, zihinsel bir tercih veya bir kabulleniş olduğunu gösterir. ​Kitabın belki de en vurucu eleştirisi, insanın sahte mutluluklar peşinde koşarak kendi özgürlüğünü nasıl sınırladığı üzerinedir: ‎ ​"İnsan kısmı hürriyet hürriyet der de hürriyetin ne olduğunu dahi bilmez. Mutluluk mutluluk
Edebiyat
Felsefe-i ZenanAhmet Mithat Efendi · Sel Yayıncılık · 2012211 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 56. kitabı
Omar El Akkad // Bir Gün Herkes Buna Hep Karşıymış Gibi Yapacak Omar El Akkad, bu eserinde Orta Doğu coğrafyasında yaşanan insani dramları merkezine alarak, Batı dünyasının bu trajediler karşısında sergilediği ikiyüzlü tutumu teşrih masasına yatırır. Adeta bir belgesel tadındaki bu kurmaca dışı anlatı, Batı’nın özgürlük ve adalet söylemlerinin, merhamet anlayışının hiçbir zaman evrensel olmadığını; ten rengi, coğrafya ve kültürel aidiyet gibi unsurların, bir insanın "insan" sayılma değerini nasıl belirlediğini ifşa eder. Batı’nın kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdiği ahlaki pusulasını eleştirirken; adalet ve etik değerlerin, stratejik faydacılık uğruna nasıl kolayca göz ardı edildiğini tek tek sorgular. Küresel adaletsizlikler karşısında çaresizlik ve yalnızlık hissine kapılan bireyler için bir "uyanış" metni niteliği taşıyan metinde El Akkad, okuru pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp, dünyadan hesap sormaya davet eden bir vicdan muhasebesine zorlar. #birgünherkesbunahepkarşıymışgibiyapacak Orta Doğu’da yaşanan acıların üzerindeki örtüyü kaldırmakla kalmıyor; dünyanın bakmak istemediği, görmezden gelmeyi seçtiği gerçekleri bir ayna gibi yüzümüze çarparken adaletsizliğin normalleştirildiği bir çağda, hakikati hatırlatmak adına yazılmış en sarsıcı metinlerden biri olarak öne çıkmakta.
Bir Gün Herkes Buna Hep Karşıymış Gibi YapacakOmar El Akkad · Nepal Kitap · 20268 okunma