Gerçek anlamda bir hatırlamayı, her şeyi unutarak başarabiliriz ancak. Zayıf bir bellek zaman öncesi bir dünyayı bize ifşa eder. Adım adım belleğimizi boşaltarak kendimizi zamandan koparırız. Bu yüzden uykusuz gecelerde çok eski korkularımızı, hatırlamadığımız dünyaları tekrar yaşarız, sanki bir hatıra bizi yakalamış gibi. Böyle geceler, mevcut belleğimizi (yani tarihimizi) yok etmek yerine, zamanda geriye giden kıvrımlı yollara düşürür bizi. Uykusuzluk, köklere çekiliş ve bireyselliğin başlangıcıdır. Zamanı optik bir yanılsama haline gelene dek inceltir, bizi ondan çekip alır ve son hatıralara sürükler, yani ilk olanlara. Uykusuzluğun ezgili dağılışı eşliğinde geçmişimizi tüketiriz. Ve böylece tüm zamanla birlikte ölüp gitmişiz gibi görünürüz.
Sayfa 33·Kitabı okuyor
"Rüya denilen şey korkutucudur," diyorum. "Daha doğrusu, utanç verici. Çünkü insan farkında olmadan her şeyi ifşa ediyor."
Sayfa 193·Kitabı okudu
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsanın kendisinin bilmesi gereken şeyi bir yabancı ifşa edemez. Bilinmesi gereken, bütün bunların neden yaşandığı. Ve iki insan arasındaki sınırın nerede olduğu. İhanet sınırının. Bunu bilmek gerek.
Sayfa 91·Kitabı okuyor
Alıntı
“Artık bir şey sormanın kıymeti kalmadı" diyor. "İnsanın kendisinin bilmesi gereken şeyi bir yabancı ifşa edemez. Bilinmesi gereken, butün bunların neden yaşandığı. Ve iki insan arasındaki sınırın nerede olduğu. İhanet sınırının. Bunu bilmek gerek. Ve bir de, bütün bunlarda benim suçum neydi?"
BİR MİSÂL ve ...
(...) Bir misâl: Geçenlerde Sevgili Kenan Durdu Hoca’nın hediye ettiği Dürr-ü Meknun isimli eser… Eserin üzerinde Muhyiddin-i Arabî imzâsı var ama, Sevgili Said Aykut bu imzânın akademik çevrelerce kuşkuyla karşılandığını, eserin Muhyiddin-i Arabî’ye değil, bir Türk mutasavvıf olan Yazıcıoğlu’na âid olabileceğini söylüyor… Her neyse… Orada veya onun gibi eserlerde, bakıyorsunuz, “falanca beldenin halkı köpektir, filânca şehrin halkı birbirini yer” gibi teşbih ve mecaza bulanmış birtakım ifadeler var. Bunlar ne hayâl, ne de anladığımız mânâda edebiyattır; ama hayâle ve edebiyata ilhâm kaynağı olacak “tasavvufî hakikatler”… Oysa İlâhî Komedya’nın girişindeki Karanlıklar Ormanı istiaresi içinde, yolunu kaybetmişlerin, hezimet ve çaresizliği tatmışların nefsini temsilen birtakım hayvan sûretleri sergilenir. Bu edebiyat ve hayâl de her ne kadar bir çeşit hakikat barındırıyorsa da, unutmamak gerekir ki, bu hakikatle o hakikat aynı mahiyette değildir… Bu hususu özellikle vurgulayalım. Çünkü, İslâmdışı tiplerin İslâma bakışlarında hep bu çıkmaz sokağı görürüz. İslâm büyüklerinin serdettikleri tasavvufî hakikatleri, bazısı edebiyatçıların hayâlî hakikatleri ile karıştırır, bazısı da inadla öyle göstermeğe çalışır. Ama edebiyat üslûbunun en cümbüşlüsü bile, velî sözünün en kolayından eksik kalır! Öyleyse buradan bir terkibe varalım: Biz, kendi sanatçılarımızdan birer birer keşif ehli olmalarını beklemiyoruz ama, her birinin istidadlarında bulacakları en verimli hayâlgücü ile, keşif ehlinin ifşâ ettiği gizli hakikatleri, en yüksek sanat keyfiyeti içinde selâmlamalarını bekliyoruz!..
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Ritimler. Ritimler. Hem ifşa ederler hem de gizlerler... Ritim: Kent' in müziği, kendi kendini dinleyen bir manza­ra, kesintili bir toplamın şimdiki zamandaki imgesi. - Henri Lefebvre-