«270-Avamdan olan yer, yediği hasislik ve haset olur. Havastan olan yer, yediğinden Allah nuru husule gelir.»
Sahih-i Müslimde, Amr bin As'tan naklen deniliyor ki: "Benim iftar etmeksizin oruç tuttuğum, bütün gece uyumaksızın namaz kıldığım Resulullah'a s.a.v. haber verilmiş. Kendilerine rast geldiğim vakit, "Yapma, senin gözünün de hakkı vardır, nefsinin de hakkı vardır. Oruç tut ve iftar et. Namaz kıl ve uyu. On günde bir saüm ol, dokuz günün de sevabını bul" buyurdu. "Ya Rasulullah; ben kendimde daha fazlası için kuvvet buluyorum" dedim. "O halde savm-ı Davut tut!" emrini verdi. "Davut nasıl saim olurdu?" diye sordum. "Bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Düşmanla karşılaşınca da kaçmazdı" diye izahat verdi.
Sonra da "her gün oruç tutan, oruç tutmamıştır." buyurdu ve bunu üç defa tekrarladı.
... Dünyada en büyük ahmak odur ki, böyle dinsiz serserilerden terakkî ve saadet-i hayatiyeyi beklesin. Böyle ahmaklardan mühim bir mevkii işgāl eden birisi demiş ki: Biz Allâh Allâh diye diye geri kaldık. Avrupa, top tüfek diye diye ileri gitti. (جَوَابُ الْاَحْمَقِ السُّكُوتُ) kāidesince, böylelere karşı cevâb sükûttur. Fakat bazı ahmakların arkasında bedbaht âkiller bulunduğundan deriz ki: Ey bîçâreler! Bu dünya bir misâfirhânedir. Her günde otuz bin şâhid, cenazeleriyle (اَلْمَوْتُ حَقٌّ) hükmünü imza ediyorlar. Ve o da‘vâya şehâdet ediyorlar. Ölümü öldürebilir misiniz? Bu şâhidleri tekzîb edebilir misiniz? Mâdem edemiyorsunuz, mevt, Allâh Allâh dedirtir. Sekerâtta Allâh Allâh yerine, hangi topunuz, hangi tüfeğiniz, zulümât-ı ebedîyi o sekerâttakinin önünde ışıklandırır? Ye’s-i mutlakını ümîd-i mutlaka çevirebilir? Mâdem ölüm var, kabre girilecek. Bu hayat gidiyor. Bâkî bir hayat geliyor. Bir def‘a Top tüfek denilse, bin def‘a Allâh Allâh demek lâzım gelir. Hem Allâh yolunda olsa, tüfek de Allâh der, top da Allâhü Ekber diye bağırır, Allâh ile iftâr eder, imsâk eder.
Mirâciyye her yıl Recep ayının 27. Mirâc gecesinde başlayıp Ramazan ayının başına kadar Şehzâde Camii gibi vakıf tahsisatı bulunan salâtin camilerinde başka bazı mevlevîhane ve dergâhlarda okunurdu. Eseri bitişik iki kürsüde yer almalarına itina edilen ve aynı üstaddan mekşetmiş iki kişi birlikte okur, kürsülerin altında oturan zâkirler de her bahirden önce Mirâciyeye mahsus ve usülle bestelenmiş Teşvih ilahileri söylerlerdi. Münâcât okunurken dinleyicilere gülsuyu serpilir, şeker ve şerbet dağıtılır, ayrıca kaynamış süt ikram edilir ve bu iş vakıf yolu ile yürütülürdü.
(Erzincan'da bulunduğu sırada Aşçı dede sütü bir gün önceden tedarik ederek Camiiye gitmiş. Camii şerifin önünde meydanda insanlar yatsıdan önce hasırların üzerine oturmuş ezanı beklemişler. İftar etmişler. Yatsı ezanı okunup namaz kılındıktan sonra Mirâciyye kıraat olunmuş. Kıraati Aşçı dede icra etmiş. Kıraati okurken peygamber efendimize süt arz olunduğu kısmı gelince orada bulunanlara şekerli süt ikram etmiş. Sütler dağıtılınca gülbank çekme vazifesini de yerine getirmiş. O gün Mirâciyye okunma geleneği Erzincan'da başlamış.)