Önce Tahsin Yücel'i saygıyla anayım. Edebiyatımızın çok saygın ve çalışkan bir figürüydü. Çevirmen, akademisyen ve birçok edebî türde üretmiş, çok özgün bir yazardı.
Roman hakkında ise hislerimi yazmakta zorlanıyorum çünkü çok rahatsız edici ve beyin provoke ediciydi. Konusu ise çok gerçekçi. Yıl 2073. İstanbul gökdelenlerle dolmuş ve ülkede iki sınıf ortaya çıkmıştır: Gökdelenlerde yaşayan kenterler ve yabanda yazıda çıplak, ac acına yaşayan, avlanarak ve çöp toplayarak karın doyuran, bir kimliği bile bulunmayan, ihtiyaç fazlası "yılkı insanları".
Özelleştirmeler almış başını gitmiş; Amerika, bir örnek devlet olarak kabul edilmiştir. Yargı ise Karadenizli müteahhit Temel Diker ve avukat Can Tezcan tarafından özel mülk haline getirilmiştir. Ülkenin başında ise dinî ve millî değerleri gözeten , politika dışında başka hiçbir uğraşı olmayan liderler bulunmaktadır.
Bu eseri okuyunca fark ettim ki Türk yazarların distopya kurmak için çok düşünmesine gerek yok. Bilge Karasu Gece'yi yazdığında zaten elinde hazır bir distopya vardı. Yücel ise İstanbul'daki neoliberal vahşeti bizzat yaşadı. Kitaptaki öngörüleri maalesef çok gerçekçi ve iç daraltıcı.
Evet, maalesef ki geldiğimiz noktada hepimiz birer yılkı insanı olduk. Bir yandan doğayı tahrip edip diğer yandan yaşama hakkımıza göz dikenlerin eline düştük. Kentlerimiz bizi hem kendimize hem topluma yabancı hale getirdi. Daha fazla diyecek bir şey yok, roman her şeyi gayet güzel özetliyor zaten.
Ama hayat varsa umut da var tabii ki. Eserde de işlenen konulardan birisi bu. Ne olursa olsun, her zaman umutlu ve mücadeleci insanlar olduğunu dile getiriyor Yücel.
Bu kitabı kesinlikle okumanızı öneririm. Hem kendi vicdanınızı ve gücünüzü görmek için, hem de Yücel'in böyle iç karatıcı bir romanda bile ortaya çıkan muhteşem mizahı