Tezer Özlü'nün kitapları çok kendine has. Otobiyografik eserler değil de doğrudan otobiyografi diyesi geliyor insanın. Uzun anlatılarında, I. tekil şahıs ile anlatan kadın anlatıcılar mevcut. Bu anlatıcıların mizaçları, geçmişleri, aileleri tamamen Özlü'nün kendisine işaret ediyor.
Ç.S.G. doğrudan insan varoluşunu ele alan güzel bir eser. Özellikle kadın bir karakterin varoluşçu bir bakışla, bu kadar açıklıkla ele alınması ise çok değerli.
Şüphesiz toplum, insanın varlığını olduğu gibi sürdürmesini kısıtlıyor. Din, bazı ideolojiler, gelenek dediğimiz faktörler, insanı kendine yabancılaştırma eğilimindeler çoğu zaman. Ama bu faktörler kadını daha çok kendine yabancı kılarken erkeği kendi varoluşuna daha çok yaklaştırıyor.
Eserdeki anlatıcı aile, okul, doktorlar, arkadaş çevresi gibi unsurları çoğu zaman yabancılaştırıcı bir unsur olarak ele alıyor. Ne zaman kendi varoluşunu ortaya koysa deli damgası yiyor ama kendi olma konusunda bütün bu unsurlara direniyor, dalga geçiyor onlarla.
Yazarın Yaşamın Ucuna Yolculuk'tan sonra okuduğum ikinci kitabıydı ve iyi ki okudum diyorum.