ignarus ignorantium

ignarus ignorantium
@ignarusignorantium
Puan vermedi
Bir gün, arkadaşımın kitaplığından kaptığım bir antolojiyi öylesine karıştırıyordum. Hikayelerin başına bakıp bakıp geçiyordum alay eder gibi. Sonra Onat Kutlar'ın bir hikayesine denk geldim. Sıradışı olduğu belliydi. Çok severek okumuştum, tadı da damağımda kalmıştı. Daha sonra senaryosunu yazdığı Yusuf ile Kenan (güzel bir film) ve Hakkari'de bir Mevsim'i (meşhur romandan uyarlama) izledim, bağlarımı kuvvetlendirdim onunla. Geçenlerde Ankara'da, Dost kitabevinde dolanırken İshak kitabını kapıverdim hemen. Yıllarca neden okumamıştım ki? İshak'taki bütün öyküler çok güzel, çok farklı. Yazarın bu kitabı 23 yaşında yayımlaması ise şaşılacak iş. Hikayeler o kadar olgun, yeni bir şey sunduğunun o kadar farkında ki. Zaten 1960'ta da TDK Öykü Ödülü'ne layık görülmüş. Öyküler, Kutlar'ın Antep zamanlarını çağrıştırıyor. Avlulardaki horozlar, günlük yaşamdaki develer, ishak kuşları masalsı bir hava katıyor öykülere. Karakterler genellikle eğitim seviyesi düşük ve geleneksel bir hayat yaşıyorlar. Ama öykülerin en belirgin özelliği kesssinlikle şiirsel üslubu. O kadar güzel bir üslup ki basit konulu hikayeleri bir mite çeviriyor sanki. Beni en çok şaşırtan da Kutlar daha sonra doğru dürüst yazmıyor. Bırakmış resmen edebiyatı, sinemaya yönelmiş. Sinema konusunda da çok önemli işler başarmış. Kurgudan, hikayeden ziyade üsluba önem veren okurlar bu kitabı çok sevecek. Bir şiir gibi dönüp dönüp okuyacağım ben de tekrardan. Kitapla kalın :)
İshakOnat Kutlar · Yapı Kredi Yayınları · 20191,042 okunma
Reklam
Puan vermedi
Tezer Özlü'nün kitapları çok kendine has. Otobiyografik eserler değil de doğrudan otobiyografi diyesi geliyor insanın. Uzun anlatılarında, I. tekil şahıs ile anlatan kadın anlatıcılar mevcut. Bu anlatıcıların mizaçları, geçmişleri, aileleri tamamen Özlü'nün kendisine işaret ediyor. Ç.S.G. doğrudan insan varoluşunu ele alan güzel bir eser. Özellikle kadın bir karakterin varoluşçu bir bakışla, bu kadar açıklıkla ele alınması ise çok değerli. Şüphesiz toplum, insanın varlığını olduğu gibi sürdürmesini kısıtlıyor. Din, bazı ideolojiler, gelenek dediğimiz faktörler, insanı kendine yabancılaştırma eğilimindeler çoğu zaman. Ama bu faktörler kadını daha çok kendine yabancı kılarken erkeği kendi varoluşuna daha çok yaklaştırıyor. Eserdeki anlatıcı aile, okul, doktorlar, arkadaş çevresi gibi unsurları çoğu zaman yabancılaştırıcı bir unsur olarak ele alıyor. Ne zaman kendi varoluşunu ortaya koysa deli damgası yiyor ama kendi olma konusunda bütün bu unsurlara direniyor, dalga geçiyor onlarla. Yazarın Yaşamın Ucuna Yolculuk'tan sonra okuduğum ikinci kitabıydı ve iyi ki okudum diyorum.
Çocukluğun Soğuk GeceleriTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202520,4bin okunma
Puan vermedi
Sevim Burak'ı yaklaşık 7 sene önce Sahibinin Sesi oyunuyla tanımıştım. Oyun, Üsküdar Tekel Sahnesi'nde, Burak'ın yıllarca yaşadığı Kuzguncuk'un hemen dibinde oynanmıştı. 7 sene sonra tekrar temas kurdum onunla. Bence Sevim Burak az yazan ama tam yazan, kendine özgü bir yazar. Bence Afrika Dansı ve On Altıncı Vay öyküleri kitapta ön plana çıkıyorlar. Özellikle ilk hikayedeki hastane odaları, Afrika maskeleri, hikayedeki tuhaf makine ve hikayenin biçimi çok sarsıcı. Sevim Burak'ı okurken anlamdan ziyade hissetmeye; sebep sonuç ilişkisi kurmaktan ziyade sebepsizlikten keyif almaya; somut bir dünya hayal etmekten ziyade dağınık, puslu bir hayal dünyasına adım atmaya hazır olmalı okurlar (ve gerekirse hikayeleri tekrar okumaya). Aksi takdirde okurda hiçbir şey uyandırmayacaktır bu hikayeler. Ben yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım. Hikayelere bayıldığım için değil, yazarın şahsına münhasır buluşlarından dolayı. Zira insanın kendine özgü olabilmesi hayatta olduğu kadar sanatta da epeyi zor bir zanaat ;)
Afrika DansıSevim Burak · Yapı Kredi Yayınları · 2018224 okunma
Puan vermedi
Bilge Karasu bir konuşmasında diyor ki "Yazmak aynı zamanda o dili yoğurmaktır". Bazı yazarlar dile dokunmayı sevmezler. Eldeki söz dizimi, eldeki kurallar, eldeki gramer... Şüphesiz bu şekilde yazan çok yazarımız var, aralarında çok sevdiklerim de var elbet. Ama dili yoğuran, hazır elindekiyle yetinmeyen yazarları daha ilgi çekici buluyorum. Leyla Erbil elindeki hiçbir şeyle yetinmiyor. Ne anlatım teknikleri ne biçim ne noktalama işaretleri ne gramer... Her şey o kadar kendine özgü ki... "Kalan", Erbil'in son eserlerinden. Kitabın anlatıcısı Lahzen Fener'de gayrimüslimlerle büyüyen bir Türk kızı. Onları, Fener'i anlatıyor roman boyunca. Evleri basılan, dükkanları yağmalanan Rumları, her şeye rağmen memleketi terk etmeyen Ermenileri, Yahudileri... Anlatıcı çok kaynaktan besleniyor. Kah Bizans tarihine, kah Osmanlı'ya uzanıyor. Eski Ahit'den Acaibül-Mahlukat kitaplarına, Dikilitaş'tan Kuran'a birçok metinlerarasılık mevcut. Eserin dilini de hesaba katınca epey bir beyin yorgunluğu yapıyor tabii. Leyla Erbil iyi ki bu topraklara gelmiş. Sanatçılığıyla, siyasi mücadelesiyle iyi ki hayatımızdan geçmiş dedirtenlerden.
KalanLeyla Erbil · İş Bankası Kültür Yayınları · 2011692 okunma
Puan vermedi
Okur nedir ve bir anlatıyı okumuş olmak onun için ne ifade eder? Kitap seçimlerimiz neye göre belirlenir? Okuyucu olarak roman karşısındaki tutumumuz nasıl olmalı? Bunlar benim ara ara aklıma üşüşen sorular. Bu kitabı bitirdikten sonra ise son soru üzerinde kafa yordum. Ben anlatıya kendimi kaptırmalı ve romandan aldığım keyfe mi odaklanmalıyım, yoksa bir "profesyönel" gibi yaklaşarak romanı soğukkanlı, değerlendirici bir bakışla mı okumalıyım? Bu kitabı okurken sonuncusu pek mümkün olmadı. Kendimi tamamen romana kaptırdım ve Erhan Bener'e bir kez daha hayran oldum. Roman bir üstkurmaca ile başlıyor, sonra da Elif'in yazdığı günlüklerden onun hayatına şahit oluyoruz. Elif Sivas'ın bir köyünde Alevi bir aileye doğuyor. Daha sonra Ankara'ya gidip çalışmaya başlıyor ve orada başına gelen bir olayla günlük sonlanıyor. Günlük Elif'in 8 ve 17 yaşları arasını kapsıyor. Eser cinsel istismar, çocuk işçilik, köyden kente göç ve bunun yarattığı kimlik sorunu gibi konuları ele alıyor. (Bu arada bu kitaptaki çocuk karakterin, Firuzan'ın istismar edilen çocuk karakterlerinden daha başarılı çizildiğini söyleyeyim) Her şeyden önce, ben bu kitaba bayıldım. Yazarın üslubunu bir kız çocuğuna benzetebilmesi, onun iç dünyasını mükemmel bir şekilde yansıtabilmesi ve bunları yaparken asla kendini sansürlememesi her yiğidin harcı değil. O zaman bu yorum vesilesi ile bu kitabı herkese şiddetle tavsiye edeyim. Okurun edebi zevki, yaşı başı ne olursa olsun okuyup da sevmemesi mümkün değil. Edebiyatla kalın, san'atla kalın ;)
Elif'in ÖyküsüErhan Bener · Dünya Aktüel · 200626 okunma
Reklam