Puan vermedi·164 syf.··
2026 6. kitabı
Puşkin’in Yüzbaşının Kızı adlı romanı, okura yalnızca bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda bir çocuğun nasıl olgunlaştığını, zorlukların insan karakterini nasıl şekillendirdiğini de gösterir. Başkahraman Pyotr Grinyov, romanın başında babasının kanatları altında büyümüş, iyilikle kötülüğü tam olarak ayırt edemeyen ve hayatın ateşiyle hiç sınanmamış bir çocuktur. Onun yola çıkması, fiziksel bir yolculuktan çok, korunaklı dünyanın dışına atılan bir çocuğun hikâyesidir. Karşılaştığı ilk kar fırtınası, hayatın öngörülemezliğinin habercisidir. Pyotr alıştığı dünyanın dışında; onurunun, sözünün ve sevgisinin gerçekten ne anlama geldiğini öğrenir. Aşk, bu süreçte bir amaçtan çok bir aynadır; Maşa’ya duyduğu his, onun bencilliğini eritir, korkularını yüzüne vurur ve bir başkası için göze alabileceklerini test eder. Aşk uğruna verilen her mücadele, Pyotr’u kendi sınırlarının ötesine taşır ve onu, başkalarının hayatından sorumlu olmayı öğrenen bir adama dönüştürür. Romanın bana göre asıl anlatmak istediği ise hayatın zorlukları ceza değil, armağan olarak sunmasıdır. Pugaçov isyanı gibi yıkıcı bir tarihsel olay, Pyotr’un karakterinin en derin katmanlarını gün yüzüne çıkarır. İhanet, ölüm, kaos ve ahlaki ikilemler arasında sıkışıp kalan genç adam, her seçiminde aslında kendini inşa eder. Hata yapar, tereddüt eder, bazen doğruyu geç bulur ama hep dik durmaya çalışır. Pyotr’un başına gelen hiçbir şey anlamsız değildir; kaybettiği her şey onu daha sadık, aldığı her yara onu daha merhametli, verdiği her karar onu daha sorumlu kılar. Roman aynı zamanda, II. Katerina döneminde patlayan Pugaçov Ayaklanmasını yalnızca bir isyan değil, toplumun her kademesinde güvenin ve otoritenin sorgulandığı bir dönem olarak da ele alır. Soylunun köylüyle, devletin asiyle, resmî tarihin kişisel
Duygu ve Düşünce
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Mavi Çatı Yayınları · 201836,9bin okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 14:09
10/10 *Kendime not: Asla bitmesin istedim *Yasak & Gizli Aşk * Playboy'dan Loveboy'a geçiş *Yas süreci Dean'in istediğini alabilmek için elinden gelen her şeyi yaptığı bir kitap oldu. Bitmesin diye o kadar yavaş okudum ki ikilinin dinamiklerine bayıldım. Nefretten gıcıklığa gıcıklıktan hoşlanmaya hoşlanmaktan aşka dönüşen bir hikayeydi. Sonlarına doğru kalbin Paramparça olsa da yine de toparlandı ve bundan mutluyum.
HesaplaşmaElle Kennedy · Yabancı Yayınları · 20171,776 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:17
​Bu kitap, benim Sándor Márai ile tanışma kitabım oldu. Bu tanışma, çok güçlü bir edebi dostluğun başlangıcı olacak. Mutluyum böyle bir kalemi keşfettiğim için. Márai, 20. yüzyıl Avrupa edebiyatının çok hüzünlü, aristokrat ve ne yazık ki kıymeti biraz geç anlaşılmış kalemi. Kitabın konusuna geçmeden önce yine tabiki mesleki deformasyon ile mekân benim için çok önemli bir noktada durdu. Kitaptan bahsederken mekânı es geçmek imkânsız, çünkü buradaki şato sadece bir arka plan değil; adeta romanın üçüncü başkarakteri! ​Olaylar, Karpatlar'ın eteklerinde, dış dünyadan tamamen soyutlanmış, kırk bir yıldır kapıları mühürlü duran devasa, kasvetli bir şatoda geçiyor. Yıllar sonra gerçekleşecek o büyük buluşma için şatonun salonları temizleniyor, mumlar yakılıyor ve zaman sanki 41 yıl öncesine geri sarıyor. Márai, o eski Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun aristokratik, ağır ve melankolik havasını mekânın kokusuna, mobilyaların tozuna kadar öyle bir sindirmiş ki.. Kitabı okurken kendinizi o loş salonda, şöminenin başında, çıtırtıları dinleyerek iki yaşlı adamın tam ortasında otururken buluyorsunuz. O karanlık ve boğucu mekân hissi, karakterlerin ruhsal sıkışmışlığını o kadar iyi yansıtıyor ki hayran kaldım. Gelelim hikayeye.. Konu aslında çok yalın. Çocukluktan beri yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, kardeşten öte iki dost: Henrik ve Konrad. Biri ne kadar mülkiyete, kalelere, toprağa bağlıysa; diğeri o kadar sanata, müziğe ve aidiyetsizliğe ait. Sonra araya giren trajik bir olay (ve bir kadın) yüzünden kopan 41 yıllık bir bağ. ​Ve bir gece, Konrad ansızın geri dönüyor. Karşılıklı oturuyorlar. Mumlar yakılıyor. Sabaha kadar sürecek o devasa hesaplaşma başlıyor. Aslında buna bir karşılıklı konuşma demek haksızlık olur; bu daha çok Henrik’in 41 yıl boyunca ilmek ilmek
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,7bin okunma
Puan vermedi·244 syf.··
2026 38. kitabı
BUZLU ORALET - PINAR PARS Pınar Pars kalemiyle Lale Sokak No:1 kitabında tanışmıştım ve aşırı sevmiştim. Kalemini çok sevince Buzlu Oralet’i de okumak istedim. Buzlu Oralet’i de o kadar beğendim ki anlatamam. Emekli bir asker olan babası ve aşırı kuralcı bir annenin büyük çocuğu olan Nesrin karakterinin yaşadıklarını okuyoruz bu kitapta. Nesrin aslında o kadar hayattan bir karakter ki belki de bu yüzden beni bu kadar etkiledi. Kardeşinin gölgesinde kalmış, ne yapsa suç olan, evdeki iyi kötü her şeyden sorumlu olan, kararlarına asla saygı gösterilmeyen, içine kapanık biri. Böyle dediğime bakmayın ama! Nesrin o kadar güçlü bir kadın ki yaşadıklarını okurken çok duygulandım. Ayrıca kendisi sanatçı olmak istiyor ve bu ailede bunun da pek mümkün olmadığını anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Hikâye genel olarak Nesrin’in etrafında dönse de başka karakterlerin de yaşamlarına odaklanılmış. Hande’nin neşeli bir karakteri var ve bence Nesrin’i bu anlamda tamamlıyor diyebilirim. Ayrıca Mahir karakteri de çok gizemli ve kitapta merak uyandıran bir konumdaydı. Nesrin’in resimle ilgilenmesi çok güzeldi, onun karakterinin bir parçasıydı aslında resim yapmak. Ruhuna iyi geliyordu. Keşke ailesi de onu anlayabilseydi… Sergi için yaşadığı süreç de bence çok güzel bir bekleyişti. Yani Nesrin öyle bir karakterdi ki sanki yaşadığı her güzel şeyi en çok hak eden oymuş gibiydi. O güzel şeyler yaşadıkça ben mutlu oldum. Bir kız kardeşim gibi gördüm onu. Hayatı elinden alınan ve etrafında hayatı elinden almaya çalışan kişilerin olduğu insanlar en başta okumalı bu kitabı. Bu tarz durumlarda güçlü durmak çok önemli. İnsanın kendi hayatına sahip çıkması çok önemli. Sanırım kitap boyunca en nefret ettiğim karakterler Nesrin annesi ve babası oldu. Bir de kardeşi Sezin. Her bir karaktere ayrı yoğun
Buzlu OraletPınar Pars · İkinci Adam Yayınları · 202616 okunma
Araf..
10/10
·118 syf.·
2026 115. kitabı
Seni düşünüyordum, Susana. Yeşil tepelerde. Rüzgârlı havalarda uçurtma uçururduk tepelerde, aşağılarda kalan köyün sesleri gelirdi kulaklarımıza, rüzgâr uçurtmanın ipini çekelerdi. “Koş, Susana.” Yumuşak ellerin ellerimi yakalardı. “Gevşek bırak ipi." Rüzgâr nasıl güldürürdü bizi; ip parmaklarımızdan kayarken birbirimize bakardık; bir kuşun kanatları çarpmış gibi usulca kopardı ip. Kâğıt-kuş yukarlardan taklalar atarak düşerdi, toprağın yeşili içinde eriyene kadar saçaklı kuyruğunu sürürdü ardından. Dudakların ıslaktı, çiy tanelerini öpmüştüm sanki. Seni düşünüyordum. Orada deniz-yeşili gözlerinle bana bakışını. Susanna, ne kadar uzaklardasın sen, bulutların üstünde, ta uzaklarda, tepelerde gizlenmişsin. O’nun büyüklüğünde, O’nun bağış dolu Kutsal Yüceliğinde saklısın, seni bulamam artık, göremem. Orada sözlerim erişemez kulaklarına." Damlaların düşüşünü gözlüyordum Susana, şimşeğin parıltısında her soluk bir iç çekişiydi, her düşüncem sen." --- Ne yazsam az kalacak, ne desem eksik... Ne dökülür ki kelimelere; yaşayanlar mı, ölenler mi, anılar mı, geç kalınmış bir intikam isteği mi yoksa aşk mı? Comala’da bu ayrım çoktan silinmiştir. Ne gerçeğin ayakları yere basar burada, ne de büyünün kanatları vardır; anlatılan her şey, sıcaktan kavrulmuş taşın ve toprağın kendi kendine mırıldanmasıdır belki de bir yerlere sinmiş, saklanmış yankılar vardır. Zaman, dağınık ilerler, ileri geri akmaz, evet. Ama belki de hiç akmaz. Her fısıltı, her çığlık ve her susuş, o hiç geçmeyen, her an yeniden doğup aynı yerde can veren sonsuz bir şimdinin içinde gizlidir. Ne geçmiş gömülebilmiştir ne de gelecek bir umuttur; her şey şu anda asılı kalmıştır. Adem’in dünyaya bırakılması gibi bırakılır Juan Preciado bu coğrafyaya. Kimse karşılamaz. Tekinsiz, kurak ve ölü bir
1000Kitap
Pedro ParamoJuan Rulfo · Can Yayınları · 19832,284 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 36. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:38
Mumlar Sonuna Kadar Yanar Kırk bir yıl sonra gelen bir yüzleşme... Geçmişin acı gerçekleri, sabahın ilk ışıklarına kadar, yani mumlar sonuna kadar yanana dek konuşulur. General Henrik, yıllardır eski dostunun döneceği günü beklemektedir. Onun amacı yalnızca eski bir arkadaşıyla yeniden bir araya gelmek değildir; yıllar önce yaşanan ihanetin, kıskançlığın ve kaçışın ardındaki gerçekleri öğrenmektir. Beklenen gün geldiğinde ise cevabını aslında bildiği soruları yeniden sormaya başlar. Çünkü bazen gerçeği bilmek yeterli değildir. O gerçeği, karşındaki insanın gözlerine bakarak ve yıllardır zihnini meşgul eden sorulara kendi ağzından cevap almak istersin. Generalde aradığı cevabı tam kırk bir yıl sonra o gözlere bakarak alır. Dostluk, aşk, sadakat, ihanet ve insan ruhunun en karmaşık duyguları üzerine kurulu bu eser, tek bir gecede geçen uzun bir hesaplaşmayı anlatırken okuru da geçmişle yüzleşmeye davet ediyor. Bazı soruların cevabı yıllar sonra gelse de, insan yine de onları duymak ister. Okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,7bin okunma