kitabın küçük bir özeti, sentezi diyebiliriz aşağıdaki yazım için. tabii ki bol bol spoiler içermektedir.
augosto perez'i tanıyor musun? hani şu sürekli monolog halinde olan, dünyada kendisine tek sadık canlı orfeo adında bir köpeği bulunan don augosto'yu?
kitapta tam olarak kaç yaşında olduğunu bilmesek de, yirmili yaşlarının sonunda yahut otuzlu yaşlarının başında olma ihtimali yüksek. aileden zengin bir insan. işi gücü yok. kendiyle olan diyaloğu, orfeo'yla konuşması kadar etkileyici. bilinç akışıyla, seni, kendisinin gördüğü şeyleri, yaşadığı durumları çok iyi bir şekilde izah edip etkileyebilir. bir de ara ara görüşüp konuştuğu eski bir dostu -victor- var ki, onla yaptığı konuşmaları duysan o masadan en son kalkmak isteyen sen olursun.
yağmurlu bir günde sokağa çıkıp, şemsiyesini kullanacağı için onun eskiyeceğini düşünmesi -ki hiç de cimri biri değildir, aksine bonkör ve yardımseverdir. söz madem eli açıklıktan açıldı, kendisinin bir kadına karşı kurmuş olduğu şu gerçekçi sözü de analım: 'cebinize sığanı kafanıza sokmayın; kafanıza sığanı da cebinize...'- yağmuru yemesine sebep olurken,
"peki, şimdi nereye gidiyorum? sağa mı, sola mı döneyim?" kararsızlığıyla gideceği yönü bile bilmeyen bir avare, şaşkın ve sosyallikten uzak, parası kadar yalnız biri. ruhunun var olup olmadığını tam kestiremiyor. bir bedene sahip, fakat içinde yuvalanmış, aklını kemiren, düşünceleriyle oynayan ve ona sürekli bir şeyler fısıldayan şey, bir ruh mu? yoksa sadece kendi gölgesini görüp de korkan bir kedi gibi boşuna mı telaş içinde...
eugenia ile bir rastlantı sonucunda tanışır. garip bir rastlantıdır aslında, fakat hiç sorgulamaz bunu. yine bir gün yürürken kendi kendine konuştuğu sırada, önüne bir kafes düşer, içinde de bir kuş. yukarı baktığında nereden düştüğünü görür. hemen