“29 Ekim 1942. Elazığ'dayım. Arkamda kirli, korkulu, karanlık yirmi beş sene. Atilla'nın atlılarından daha zalim yıllar. Rüyalarımın hepsi çiğnenmiş... Solculuğumuza dair rivayetler dolaşıyor... İçimdeki büyük korku: Polis korkusu. Polisin beni neden bu kadar ısrarla takip ettiğini anlamış değilim... Bütün zamanımı, bütün enerjimi mektebe veriyorum. İki yıl böyle geçti. Karıma Elazığ Lisesi'nde açık bulunan coğrafya hocalığını vermediler. Neden vermediler? Hâlâ bilmiyorum. Karım yeniden hamile kaldı. Doktor, “Bu defa hayatı tehlikede, dedi. İstanbul'a döndük. Gözlerim hayli yorgundu, rapor aldım. İkinci raporum Tıp Fakültesi'ndendi, kabul etmediler... “Gelmezsen malülen mütekait sayılırsın ” dediler. Koştuk, müdür “Geç kaldınız, dedi, 'sizi yardımcı öğretmenliğe başlatırım, vekâlete yazarız kararınız çıkar. Karım İstanbul'daydı, yalnızdım ve elli lira geçiyordu elime, otele altmış lira veriyordum. İki sene cansiperane hocalık yaptıktan sonra, yardımcı öğretmenlik!.. İstifa ettim, daha doğrusu, acı bir mektupla durumu Vekâlet'e arz edip İstanbul'a döndüm...” Jurnal, 11.9.1963)
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“.. Ben heyecandım, 'spontanite idim, şiirdim, bohemdim. Karım, sakin bir yaz akşamı, fırtınasız bir liman... Karım mükemmel bir anneydi. Bayağı tarafı yoktu, temizdi, saftı, eski Roma'nın istikrarını, üstünlüğünü yapan feragatkâr, vazifeşinas kadınlardan biri. Kasırgadan kaçmak isteyen bir geminin güvenle sığınacağı bir liman...
Hayatım bir trajedidir. Birinci perde evleninceye kadar geçen zaman: yıldızsız, allahsız, cıvıltısız, katran gibi bir gece, Vıcık vıcık ıstırap. Birkaç şehri fethe yeten bir enerji yeldeğirmenlerine saldırmakla harcanır. İkinci perde izdivaçla başlar. Daha büyük, daha derin, daha uzun acılar. Fakat vâhaları olan bir çöl bu ve göğü yıldızlarla dolu: çocuklarım, kitaplarım...” (Mektuplar, 12.10.1966)
“Bir kadın ilk defa olarak adımı taşımağa razı oluyordu. Bir kurtuluştu bu, paryalıktan... Ve bimediğimiz ülkelere yelken açan bir gemiye atlar gibi el ele hayata atladık.” Jurnal, 15.1.1964)
“13 ikinci kânun 1942. Genç bir adam bir kapıyı çalıyor, şefkate susuz, hayata susuz. Hapishane, dostların ihaneti, kopuşlar, yuvarlanışlar. Tenin açlığı, ruhun açlığı ve anlaşılmayan bir kalp ve anlaşılmayan bir kafa ve anlaşılmayan bir vücut. Bir pansiyon odasındadır, koca şehirde yapayalnız. Dehâsıyla yalnız, kültürüyle yalnız, ıstıraplarıyla yalnız. 13 ikinci kânun 1942 ve tahta kapıyı yumruklayan eller, soğuk bir kış günü. Sırtında paltosu var mıydı hatırlamıyor. Belki bir dosta bir kadeh rakı ısmarlamak için satmıştı. Bütün hayatı vermekle geçti; bilgisini, zamanını, kalbini. Başkalarında yaşadı, başkaları için yaşadı. Kendisinin olmayan bir dâvâ yüzünden damgalandı ve uğrunda çarmıha gerildikleri onu taşladılar. Hayatı bir delinin yazdığı hikâye. O çakalların bile içmediği bir kaynak...” (Mektuplar, 12.10.1966)