Dönemin İttihatçılarından olan Emir Şekip Aslan, Balkan İttifakı'nın oluşmasına dair şunları yazmıştır.
"Rum, Slav ve Bulgar ırklarından oluşan Balkanlar'daki Hı ristiyan unsurlar arasındaki çekişme şiddetlenince; Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı Devleti'ni o bölgeden çı karmak isteyen Rusya, onlar arasında birlik kurabilmek için çok uğraştıysa da Abdülhamid, dehası ve uyanıklığı ile onlar arasında ittifak yapılmasına sürekli engel olmuş ve bazen birini bazen de diğerini finanse etmişti. Gücüne güvenen İttihat ve Terakki Cemiyeti ise Meşrutiyet'in ilanı ile saltanatın bütün tehlikelerinin biteceğini sanıp, özellikle de dış siyasette tabir yerindeyse, tamamen uyudu. Hatta başlangıçta, Bulgar, Yunan ve Sırpların Osmanlı'ya karşı hareketlerinin temel sebebini sadece Osmanlı idaresinin kötü olmasına bağlayan cemiyetin bazı üyeleri, Osmanlı idaresi düzene girerse onla-rın da sükâna ereceklerini düşünüyorlardı. "
Abdülhamid, ne sevenlerinin "Ulu Hakan" diyerek tapınmasını, ne de nefret edenlerin "Kızıl Sultan" diyerek köpürmesini gerektirecek bir şey yapmamış bir padişahtır.
15 Temmuz darbesinden sonra ne olduysa Osmanlı'da da oldu. II. Abdülhamit, askere güvenmeyip şüphe duyduğu için emir komutayı hep elinde tutmak istedi. Bu amaçla Seraskerlik ve Erkân-1 Harbiye-i Umumiye (Genelkurmay Başkanlığı) kurumlarını denetim altına almak için sarayda bunlara paralel görev ve yetkide Teftiş-i Askeri ve Maiyet-i Seniye-i Erkân-ı Harbiye'yi kurdu! Buraya seçilen subayların askeri başarılarına, kabiliyetlerine, birikimlerine değil, sadece saraya bağlılıklarına bakıldı. Oysa mevkileri padişaha bağlı subayların II. Abdülhamit'e sağlıklı tavsiyelerde bulunmaları bile imkânsızdı. Bu durum, büyük küçük tüm kararların padişah tarafından alınmasına ve sonunda ordunun çöküşüne neden oldu.
31 Mart ayaklanması, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumi takvime göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. İsyan 12-13 Nisan gecesi Taksim Kışlası'ndadaki Avcı Taburu'na bağlı askerlerin subaylarına karşı ayaklanarak Meclis-i Mebusan üzerine yürümesiyle başlamış, Hareket Ordusu tarafından bastırılıp II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesiyle son bulmuştur.
Ama bu ayaklanmanın tahrikçileri kimlerdi? Sayalım: Şeriat isteyen Derviş Vahdeti'nin yayımladığı, İngilizler tarafından finanse ve himaye edilen Volkan gazetesi, muhalif Ahrar Fırkası çevresi, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti... Kışkırtıcı ve destekçileri arasında ünlülerden adem-i merkeziyetçi Prens Sabahattin Bey, Mizancı Murat ve İsparta'nın turizm simgesi (!), günümüz iktidarının mürşidi meczup Said Nursi bulunmaktadır.
Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti başlarda çok farklı görüşleri kendi içinde barındırıyordu. Cemiyeti ayakta tutan temel düşünce Abdülhamid’e muhalif olma fikri ve onu devirme hedefiydi. Görüş farklılıkları Cemiyetin 1902’deki ilk kongresinde kendini açıkça gösterdi. Prens Sabahattin bu kongrede, Teşebbüs-i Şahsi ve ademimerkeziyet fikrini ortaya attı. Bu, İmparatorluk içindeki tüm dinsel ve etnik unsurların oluşturulacak eyaletlerde sayıları oranında temsil edilmesi gerektiğini savunan ve söz konusu eyaletlere de özerklik verilmesini öngören fikirdi. Kürtleri temsilen kongreye katılan Abdurrahman Bedirhan başta olmak üzere, Cemiyet içindeki Kürtler bu fikri destekledi.
“ uğurun hayır ola! Yaşın uzun ola! Yolun açık ola! Saltanatına mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!”
II. Abdülhamit bu alkış duasının son cümlesini değiştirmiş onu yeni şu sözü koydurmuş:” padişahım….. şefkatinle, devletinle bin yaşa!”