Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?
Bazen, gazeteyi ona uzatırken gözüm manşetlere takıldığında rahatsız oluyorum. Tanrım, son günlerinde ne saçmalıklar okumak zorunda kalıyor. Babamın böyle bir dünyada ölmesinden utanıyorum.
Bir biz kaldık adamın hayatında. Üstümde bu kadar hakkı olan adamı nasıl üzeyim ben?Kayınpeder biz olmasak kimsesiz. Sevgi zaten kimsesiz. Esra ve kızı da kimsesiz.
Benim kimsem kim peki?
“Geldim, gelmek bir mecburiyeti yerine getirmek, bir şey ümid etmekse.[…] İnsan bir yere giderken bavuluna bütün odasını, sası-durgun havasını, değişmez alışkanlıklarını koyabilmeli, olduğu gibi onlarla gelebilmeli. Yoksa, ilk günden gözümde tütmeye başladı tozlu penceresi, yükünü almış kitap ve kağıtlarla odam, yılları paylaştıklarım. Hangi şartlarda olursa olsun gidip gelmeleri, ayrılışları göze alanlar yiğitleşti gözümde.”
Ama aslında neyim, kimin ben? Önce annemin, babamın kızıydım; sonra birtakım erkeklerin kadını oldum. Yanlış anlama lütfen, özgürlük, bağımsızlık peşinde değilim. Bu sözcükler öyle çok kullanıldı ki, tiksindim artık. İstediğim yalnızca kendimi tanımak, yüzüme bir başkasının(bir erkeğin) tuttuğu ayna olmadan… İşin kötüsü o aynada bir Nurten görüyordum; o yüzü belleğime kazıyordum. Aradan bir süre geçince, yanımdaki erkek o görüntüyü çoktan unutmuş oluyordu; üstelik başka şeyler beklemeye başlıyordu.
Çadırımın üstüne yağmur yağıyor,
Saros körfezinden rüzgar esiyordu,
Ve ben, bir roman kahramanı,
Ot yatağın içinde,
İkinci dünya harbinde,
Başucumda zeytinyağı yakarak
Mevzuumu yaşamaya çalışıyordum;
Bir şehirde başlayıp
Kimbilir nerde,
Kimbilir ne gün bitecek mevzuumu.