~yorum
Vefa ve Zeyrek'te geçiyor olaylar. III. Murad dönemi ile başlıyor. Osmanlı döneminde sadece sarayda değil, dışarıda da entirikalar doluymuş. İşte bu kitap bunları anlatıyor. Bir süre merakla okuyorsunuz, bir süre sıkılıyorsunuz. Yazarın dili biraz ağır olsa da, yine de severek okuyorum. Eski İstanbul'u okumayı da seviyorum. Tarihi polisiye severler okusun.
Forsa HalilReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2017223 okunma
William Shakespeare'den Güller Savaşı'nı tiyatro şeklinde okumak güzeldi. William Shakespeare kendi yazım tarzı ile bize bu konuyu güzelce anlatıyor. Güzel bir tiyatro kitabıydı. Tavsiye ederim.
III. RichardWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20131,479 okunma
William Shakespeare'in III. Richard tiyatrosunun manga uyarlaması. Çizer karanlık bir ton kullanmış. Bu da uyumlu olmuş. Konu Güller Savaşı. Güzel bir uyarlama olmuş.
AUSCHWITZ KÜTÜPHANECİSİ
ANTONIO G. ITURBE
Auschwitz'de zaman akmıyor, adeta sürükleniyordu. Dünyanın geri kalanından kesinlikle yavaş geçiyordu zaman. Auschwitz'de geçirilen birkaç gün çömezi kıdemliye dönüştürürdü. Bir genci ihtiyara çevirir, dinç birini de elden ayaktan düşürürdü.
Auschwitz; Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük toplama, zorunlu çalışma, sistematik katliam ve imha kampı.
Dita Kraus; 14 yaşında Nazi'ler tarafından esir alınan bir tutsak.
Auschwitz'de çocuklar ve ailelerin bir arada kalmasına izin verilen 31.blok.
Esirler üzerinde acımasız deneyler yapan, gazetelerin bahsettiği şekliyle "kana susamış bir cani": Dr. Joseph Mengele.
Alman asıllı bir Yahudi olan, blok sorumlusu Fredy Hirsch ve diğerleri.
14 yaşındaki Dita, ailesi ile getirildiği Auschwitz esir kampında rutin hale gelen dehşet ve korku ortamına uyum sağlamaya çalışırken çok önemli; önemli olduğu kadarda tehlikeli bir görev üstlenir. Esirlerin gizlice kurduğu okulun "kütüphanecisi" olur. Elbisesinin içine diktirdiği gizli ceplere sakladığı 8 kitabın sorumlusudur. Kampta pek çok şey gibi kitaplarda yasaklıdır.
Küçük yaşından beklenmeyen bir cesaretle kitapları ihtiyacı olan öğretmenlere taşır. Tek silahları o 8 kitaptır. Şiddete, kötülüğe, korkuya boyun eğmemenin; cesaretin ve umudun simgesidir Dita ve koruduğu kitaplar.
Bu ölüm kampında yaşanan akıl almaz vahşeti, insanlık dışı olayları okumak gerçekten zordu. Fakat gerçek bir yaşam öyküsü oluşu, o korkunç ortamda filizlenen aşklar, umudun hep var olması kitabı okunur kılan en önemli unsurlar sanırım.
Kitap boyunca bahsi geçen eserleri yazmazsam olmaz.
Büyülü Dağ / Thomas Mann
Dünyadan Aya / Jules Verne
H.G.Wells kitapları
Şahika / A. J. Cronin
Anne Frank'ın Hatıra Defteri.
Bu değerli eserler
AUSCHWITZ KÜTÜPHANECİSİ
ANTONİO G. ITURBE
408 SAYFA
#OkuyanKızlar
#Ortakokuma
#Okudukbitti
Auschwitz'de zaman akmıyor, adeta sürükleniyordu. Dünyanın geri kalanından kesinlikle yavaş geçiyordu zaman. Auschwitz'de geçirilen birkaç gün çömezi kıdemliye dönüştürürdü. Bir genci ihtiyara çevirir, dinç birini de elden ayaktan düşürürdü.
AUSCHWİTZ; Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük toplama, zorunlu çalışma, sistematik katliam ve imha kampı.
Dita KRAUS; 14 yaşında Nazi'ler tarafından esir alınan bir tutsak.
Auschwitz'de çocuklar ve ailelerin bir arada kalmasına izin verilen 31.blok.
Esirler üzerinde acımasız deneyler yapan, gazetelerin bahsettiği şekliyle "kana susamış bir cani"; Dr. Joseph MENGELE.
Alman asıllı bir Yahudi olan, blok sorumlusu Fredy HİRSCH ve diğerleri.
14 yaşındaki Dita, ailesi ile getirildiği Auschwitz esir kampında rutin hale gelen dehşet ve korku ortamına uyum sağlamaya çalışırken çok önemli, önemli olduğu kadarda tehlikeli bir görev üstlenir. Esirlerin gizlice kurduğu okulun "kütüphanecisi" olur. Elbisesinin içine diktirdiği gizli ceplere sakladığı 8 kitabın sorumlusudur. Kampta pek çok şey gibi kitaplarda yasaklıdır.
Küçük yaşından beklenmeyen bir cesaretle kitapları ihtiyacı olan öğretmenlere taşır. Tek silahları o 8 kitaptır. Şiddete, kötülüğe, korkuya boyun eğmemenin; cesaretin ve umudun simgesidir Dita ve koruduğu kitaplar.
Bu ölüm kampında yaşanan akıl almaz vahşeti, insanlık dışı olayları okumak gerçekten zordu. Sevgili Zeynep, Hülya, Ebru ve Münevver ile birlikte üstesinden geldik bu hüzünlü hikayenin. Hepinize çok teşekkür ederim kızlar. Sonrasında yaptığımız sohbetin keyfi bambaşka. Daha nicelerine, hep birlikte diyorum.
Dünyanın en küçük ve en tehlikeli kütüphanesinin hikayesini okumak zordu dediğim
Galeano “Yürüyen Kelimeler”de önce kitabın hikâyesiyle açıyor pencereyi, Borges çizimlerini yapıyor metnin ve hikâyeden hikâyeye görsellerin büyülü anlatımı eşliğinde, bir okuma deneyimine çıkıyor okurun yolu. “Söze Açılan Pencere (III)” de şöyle anlatıyor Galeano; “Guaraní dilinde ňe’ē hem “kelime” hem de “ruh” anlamına geliyor. Guaraní Yerlileri yalan söyleyenin ya da boş konuşanın ruha ihanet ettiğine inanır.” Her kelime kendine yüklenen anlamı taşır değil mi? Ve bu anlam kolayca ortaya çıkmamıştır. Çünkü kelimeler, kendilerine verilen anlamı bulana kadar dünya içerisinde, insanların dilinde başka şekillerde söylenmiş, dil döndüğünce farklı şekillerde ifade edilmiş, ağızdan ağıza dolaşarak içerisinde bulunduğu son anlama ulaşmıştır. İşte bu nedenle ruhları vardır kelimelerin çünkü aklımıza gelen ilk anlamı çağrıştırana kadar geçmişte birçok ölüm birçok yaşam bırakmışlar, onların ruhunu üzerlerine sindirmişlerdir. Bundan dolayıdır ki her kelime üzerine düşününce, öylesine olmadığını anlatır kullanıcılarına. Yalan söyleyenler veya boş konuşanlar bu nedenle ihanet etmiş olurlar kelimeye, çünkü onun dilden dile taşıdığı hikâyeyi, üzerine sinmiş ruhu akıllarına getirmezler. Belki bu nedenle hep düşünerek konuşmak salık verilir insan denen türe çünkü kelimelerin ruhu vardır ve onları çarçur etmemek gerekir. Guaraní Yerlileri’nin dilindeki anlamın belki böyle bir karşılığı vardır ama her kelime, her tanım başka yorumlara gebedir elbette, metnin okuyanları buradan kendi yorumlarına ulaşabilirler, kelimelerin ruhunu ve anlamını çoğaltabilirler.