“Muhaberede düşman karşıdadır. Üniformalıdır. Az da olsa, çok da olsa bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın, kovalarsın... Anında ölenler, yaralananlar olur. Ama hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim, bilinmez!”
“Haberleri izleyip, “insanlar neden deliriyor?” diye kendine soruyorsan eğer, işte bu yüzdendir. Çünkü çok acı çekerken herkes, herkes kendi hikayesinin altında ezilmişken, televizyonlar bize dönüp delirtici bir şaka gibi öyle bir şeyin olmadığını söylüyor. Çektikleri acı yalanlandıkça deliriyor insanlar. Biz birbirimize, “hiçbir şey olmadı” dedikçe delirtiyoruz birbirimizi. Şimdi sor panzerlere taş atan Kürt çocuklara, gecekonduları yıkılırken çıldıran yoksul adamlara, ölüm orucu yatağında kuş kadar kalmış çocuklara, başörtüsü yüzünden okuluna giremeyen ve dayanağı olmayan kız çocuklarına. “En çok neye gücendin?” diye sor onlara. Adım gibi biliyorum, “Yok sayılmak” diyeceklerdir. Bu, insana dair ve ulusu olmayan bir hınçtır. En derin yara, yaranın hikayesi duyulmadığında alınandır. “