Ama sonra eve dönüp kendini toparladı ve uğradığı ihaneti nihayet Willem'e anlatabildi. Willem de hiç tereddütsüz ondan yana olup onun adına büyük öfkeye kapılınca, bir anlığına da olsa yatıştı ve JB'nin ikili oyununun Willem'i de şaşırtmış olduğunu fark etti.
Bununla açılan ikinci perdenin ilk kavgasında, evinin ya-kınlarında bir kafede JB'yle yüzleşmiş, JB de özür dileme engelli olduğunu delirtici bir kararlılıkla ortaya koymuştu: Özür dileyecek yerde resimlerin güzelliğini, bir gün başındaki sorunları çözdükten sonra resimlerin değerini anlayacağını, esasında olayın o kadar da önemli olmadığını, asıl kendi güvensizlikleriyle yüzleşmesi gerektiğini, kaldı ki bunların da bir dayanağı olmadığını, hem belki resimlerin bu sürece yardımcı olacağını, inanılmaz yakışıklılığını kendisi dışında herkesin bildiğini, bunun da ona bir şey anlatması gerektiğini, mesela kendisi hakkında yanılıyor olabileceğini -hayır, kesinlikle yanıldığını, üstelik resimlerin yapılıp bitirilmiş olduğunu anlatmıştı. Ne yapsındı bu saatten sonra? Yırtılıp atılsalar daha mı mutlu olacaktı? Duvardan indirip ateşe mi verseydi? Bir kere görüldükten sonra artık görülmemiş gibi yapılamayacağına göre olanları kabullenip hayatına devam etse daha iyi olmaz mıydı?
"Sana resimleri imha et diyen yok JB" dedi; JB'nin saçma mantığından ve küfürden farksız umursamazlığından öyle başı dönmüştü ki haykırmak istiyordu. "Benden özür dilemeni istiyorum sadece."
Ama JB özür dileyemedi, dilemedi, sonunda o da kalktı gitti ve JB de arkasından koşmadı.