Puan vermedi·392 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 22:36
Bizi yaratana nasıl kul olduğumuz, ne kadar olabildiğimiz onu ne kadar bildiğimizle yakından ilgili. İnsan, bilmek için çok cabalar ve bildikçe tanır, tanıdıkça anlar, anladıkça da kulluğa meyli artar. His bambaşka bir boyutudur işin,onun bilmekle her zaman işi olmayabilir. Ekrem Demirli Esma-i Hüsna'yı yazarken dört bölüm olarak düşünmüş ve "zarını anlatan isimler/ ilahî bilgi hakkındaki isimler/bilgi ve varlık irtibatı/ilahi isimler ve insanın ahlakı bölümlemeleri ile 99 esmayı birbiriyle anlaşalım düzeyde ilgilileri birlikte alarak konu ve tema bağlamında tekrara düşmekten sakınmış, özellikle drSadreddin Konevî'den bolca alıntı yapmış. Ilmimiz amelimizi artırsın,okuru bol olsun.
Esma-i Hüsna: Allah'ı İsimleriyle TanımakEkrem Demirli · Fikriyat Yayınları · 202429 okunma
MECAZİDEN İLAHİYE AŞK
10/10
·420 syf.··
2026 18. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 14:57
Elif Şafak'ın en çok duyduğum kitabı olma özelliği sebebiyle her zaman okumayı düşündüğüm bu eseri sonunda okuyabildim. Uzun bir süre kitaplığımda bulunan bu kitabı keşke daha önce okumuş olsaydım diye düşündüm. İçerik olarak gayet doyurucuydu. Konusuna gelecek olursak yayınevinde işe başlamış olan Ella karakterimizin incelemek için aldığı Aşk Şeriatı kitabını okuması ve kitapla birlikte hayatında yaşadığı olaylar örgüsünü içeriyordu. Kitap içeriğinde tarihimizde önemli yerleri olan Mevlana Celaleddin Rumi ve Şems-i Tebrizi'nin serüvenleri anlatılırken Aşkın İlahi ve mecazi olmak üzere iki kısma ayrıldığını öğreniyoruz. Okumayı düşünen veya şu an karar veren herkese mutlaka okumalarını öneriyor ve keyifli okumalar diliyorum.
Tasavvuf
AşkElif Şafak · Doğan Kitap · 200976,6bin okunma
Reklam
10/10
·854 syf.··
2026 5. kitabı
- Tanrı erlerine dost ol. Nuh'un gemisinde öyle bir toprak var ki, tûfanı bile bir damlacık su sayar. Nasihatimi dinle. saadetli, bahtiyar gençler bilgili yaşlıların nasihatini dinlerler. Mûsikiden şaraptan bahset. Zamanın sırrına ait münakaşaya pek girişme. çünkü bu muammâyı felsefeyle kimse halletmedi de, edemez de. ******************************* Şaraptan kasıt: Allah'a duyulan derin muhabbet, ilahi feyiz, akıldan geçip aşkın tecellisiyle kendinden geçme halidir. “onların rabbi, onlara tertemiz bir şarab takdim etmiştir.” (insan suresi // 21)
Hafız DivanıHafız-ı Şirazi · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2019841 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 108. kitabı
Bugün sizlere okurken düşündürecek bir kitapla geldim. Asıl mesleği inşaat mühendisliği olan @vuslatvrlclk ’nun edebiyat dünyasına adım attığı ilk eseri “Ben Bu Dünyaya Ait Değilim”, isminin taşıdığı o tanıdık ve derin yabancılaşma hissini merkezine alan sarsıcı bir ruhsal uyanış romanı. Eser, İstanbul’un keşmekeşinde genel cerrah olarak hayat kurtarırken aslında kendi içindeki o derin boşluğu doldurmaya çalışan hassas bir kalbin, Yağmur’un hikayesini konu alıyor. Biraz nefes almak için çocukluğunun geçtiği Ordu’nun Ulubey ilçesine doğru yola çıkan Yağmur’un kaderi, yolda rastladığı feci bir kazada minibüste sıkışan Utku’ya yaptığı ilk müdahaleyle tamamen değişiyor. Bu ilk tıbbi dokunuş, sadece bir operasyon olmanın ötesine geçerek kaderin ağlarını ördüğü gizemli ve ilahi bir bağın başlangıcına dönüşüyor. Yazarın bir cerrah titizliğiyle kurguladığı bu satırlarda, insan ruhunun karmaşasını ve evrenin görünmez frekanslarını çok naif bir dille okuyoruz. Yağmur’un doğaya olan aşkına rağmen bu dünyaya ait hissedemeyişi, İstanbul’a dönüşünde babasının ani vefatıyla gelen o acı telefonla adeta paramparça oluyor. Ölümle hayat arasındaki o ince çizgiyi iliklerimize kadar hissettiğimiz bu zor günlerde, üniversite yıllarından beri gölgesi gibi yanında olan Yankı Bey’in karşılıksız sevgisi Yağmur’a sığınacak güvenli bir liman sunuyor. Ancak genç kadının zihni ve ruhu, sürekli o kazada hayatına dokunduğu Utku’ya doğru çekiliyor. İkilinin arasındaki bağ sıradan bir aşk hikayesi değil; adeta ruhun kendi frekansını bulma çabası ve derin bir iyileşme yolculuğu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kitabın içeriğinde yer alan “Yaradan’a Mektup” ve Utku’ya yazılan sızılı mektuplar o kadar samimi ve duygu yüklü ki okurken insanın boğazı düğümleniyor. Vuslat Varol Çolakoğlu, okuru sadece
Ben Bu Dünyaya Ait DeğilimVuslat Varol Çolakoğlu · Theseus Yayınevi · 20266 okunma
Ene Gül
10/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:24
Ene Gül, Gül ile Bülbül metaforunu temel alarak, aşkı yalnızca bir duygu değil, varoluşsal bir yolculuk, içsel bir yanış ve ruhsal bir arayış olarak ele alan yoğun bir şiir kitabıdır. Kitap boyunca Gül, ulaşılması zor sevgiliyi, ilahi güzelliği ve insanın içindeki eksikliği temsil ederken, Bülbül bu güzelliğe yönelen, onu arayan ve onun uğruna yanan aşığı temsil eder. Bu iki figür arasındaki ilişki, aslında insanın kendi iç dünyasında yaşadığı kavuşma isteği ile ayrılık gerilimini yazarımız şiirsel olarak anlatmaktadır. Eserde aşk, sıradan bir romantik bağ olmaktan çıkarak kader, dua, sınav, sabır ve teslimiyet kavramlarıyla iç içe geçer. Şiirlerde sıkça görülen tasavvufi izler, metne derinlik kazandırırken, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi klasik aşk anlatılarına yapılan göndermeler, eserin evrensel bir aşk geleneğiyle bağ kurmasını sağlar. Ene Gül, yalnızca bir sevda hikayesi değil, aynı zamanda insanın yalnızlığı, eksikliği ve anlam arayışı üzerine yazılmış bir iç monolog niteliği taşır. Şairin dili yer yer kırılgan, yer yer isyankar, yer yer ise teslimiyet doludur. Bu çok katmanlı anlatım, duygusal olduğu kadar düşünsel bir yolculuğa da davet ediyor. Yoğun imgeler ve sembollerle örülü yapısıyla kolay okunur bir eser değil. Aksine, her şiirin üzerinde durulması, hissedilmesi ve tekrar okunması gerekiyor Aşkın hem yıkıcı hem de dönüştürücü yönü, kitabın temel duygusal eksenini oluşturuyor. Ene Gül, bir sevdanın hikayesinden çok, sevmenin insanı nasıl dönüştürdüğünü anlatan şiirsel bir deneyim sunuyor. Herkesin okumasını gönülden tavsiye ederim.
1000Kitap
EnegülEnes Hanpa · Dorlion Yayınları · 20203 okunma
Kalbin Anlamı Üzerine Mülahazalar
Puan vermedi·96 syf.··
2025 16. kitabı
Geçtiğimiz günlerde annemle bir kitapçının içinde gezinirken gördüm bu kitabı. Görür görmez içimde bir şeyler kıpırdandı. Çünkü uzun zamandır kalbimin bir darlık ve bir genişlik içinde oluşunu, bir hâl üzere sabit kalamayışını anlamlandırmaya çalışıyordum. Elbette, kalbin asli özelliğinin bu olduğunu biliyorum. Kalbin “kalp” diye isimlendirilmesinin nedeni, süratle başkalaşmasıdır. Ama Efendimizin, “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzere sabit kıl.” duasından, aslında kalbin bir hâl üzere sabit kalışının mümkün olabileceğini de biliyorum. Yaşadığı her şeyi anlamlandırarak sükûn bulabilen zihnim, beni bu kez kalbin anlamını aramaya sevk etti. Hâkim et-Tirmizî, bu eseri kendisine sadr, kalp, fuâd, lüb gibi kalbin yerine kullanılan isimlerin arasındaki farkın sorulması üzerine kaleme almış. Kitabın girişinde ilk olarak sadrdan bahsediyor. “Sadr, aslında kalbin bulunduğu mekâna denir,” diyor. Yani kalbi bir ev, sadrı ise o evin avlusu gibi düşünebiliriz. Evin yalnızca sahiplerine mahsus oluşuna karşın, evin avlusu nasıl yabancılara açıksa sadr da böyle, her türlü şeyin girişine açık bir alandır. Yani dışarıdan gelen her türlü şey öncelikle sadra girer, kalbe değil. Kalp, ilahî bir lütuf olarak Yüce Allah tarafından korunmuştur. Dolayısıyla, aslında genişleyip daralan şey kalp değil, sadrdır. Sadrdaki duraklar sırasıyla: kalp, fuâd, lüb ve artık bundan sonra, içinde zarif sırlar barındıran ince makamlardır. Bu girişten sonra müellif, “İçimde neler oluyor?” sorusuna cevap bulduğum kısımlara giriş yapıyor. Nefse, sadra girmek yoluyla baskı kurarak onu yönetme gücü verilmiştir. Bunun sebebi, Allah’ın sadra sınama yüklemesidir. Âyet-i kerîmede geçtiği üzere: “Allah gönüllerinizde bulunan şeyi denemek ister.” Böylece kulun, Efendisine yakarması,
Kalbin AnlamıHakim Tirmizi · Sufi Kitap · 2023235 okunma
Reklam
Reklam