Bir aşk yolcusunun dediği gibi: " Her insanın hakikati, bir ismin nuruna dayanır." İşte aşk, o insanın kaynaklandığı-dayandığı o ilahi ismin nuruna bakmaktır. O nura hayran olmaktır.
Nefsin günaha eğilim duyduğunda, ona ilâhî cezayı ve günahın insanı Allah’tan uzaklaştırdığını hatırlat!
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Reklam
Ne kadar gelişigüzel belirlesek de amaçlarımızı, onlara biçim veren ilahi bir güç var.
Sayfa 158 - Altın Kitaplar Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
CANLI MÜHÜRLER ve EBEDÎ GÜL...
(...) Serbest tedailerle ilerliyoruz: Arabça “ben” mânâsına gelen “ene” kelimesinin ebced değeri, 52… Türkçe “ben” kelimesinin ebced değeri de 52… Dikkatle bakınca, bu iki ayrı dilde aynı anlama gelen kelime, çok eski bir zamanda bir tek kelimeymiş gibi görünüyor; “iki elif”in “bir be”ye dönüşmesi dışında, bugün dahi aralarında “nun” müşterek… Türkçe “ben” ile aynı harflerle yazılan Arabça “bin”, “oğul” anlamına geliyor; Farsça “bün” ise “temel, esas, kök, netice”… Onlar da 52… [...] __Dante, kendisine kavuşmak için bütün bir kâinat dekorunu katettiği sevgilisinin gözleriyle karşılaştığında, onlardan “canlı mühürler” diye bahsediyor ki, burada kaynağından işaretlediğimiz her kelime, her kavram, canlı bir mühür bizim için… Ve İlâhî Komedya’nın sonunda, en yüksek Cennet katında sevgilisini “ebedî gül” olarak gören, ondan “dört vecihli bir bahçe olan ebedî gül” şeklinde söz eden şâir…__
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
BİR MİSÂL ve ...
(...) Bir misâl: Geçenlerde Sevgili Kenan Durdu Hoca’nın hediye ettiği Dürr-ü Meknun isimli eser… Eserin üzerinde Muhyiddin-i Arabî imzâsı var ama, Sevgili Said Aykut bu imzânın akademik çevrelerce kuşkuyla karşılandığını, eserin Muhyiddin-i Arabî’ye değil, bir Türk mutasavvıf olan Yazıcıoğlu’na âid olabileceğini söylüyor… Her neyse… Orada veya onun gibi eserlerde, bakıyorsunuz, “falanca beldenin halkı köpektir, filânca şehrin halkı birbirini yer” gibi teşbih ve mecaza bulanmış birtakım ifadeler var. Bunlar ne hayâl, ne de anladığımız mânâda edebiyattır; ama hayâle ve edebiyata ilhâm kaynağı olacak “tasavvufî hakikatler”… Oysa İlâhî Komedya’nın girişindeki Karanlıklar Ormanı istiaresi içinde, yolunu kaybetmişlerin, hezimet ve çaresizliği tatmışların nefsini temsilen birtakım hayvan sûretleri sergilenir. Bu edebiyat ve hayâl de her ne kadar bir çeşit hakikat barındırıyorsa da, unutmamak gerekir ki, bu hakikatle o hakikat aynı mahiyette değildir… Bu hususu özellikle vurgulayalım. Çünkü, İslâmdışı tiplerin İslâma bakışlarında hep bu çıkmaz sokağı görürüz. İslâm büyüklerinin serdettikleri tasavvufî hakikatleri, bazısı edebiyatçıların hayâlî hakikatleri ile karıştırır, bazısı da inadla öyle göstermeğe çalışır. Ama edebiyat üslûbunun en cümbüşlüsü bile, velî sözünün en kolayından eksik kalır! Öyleyse buradan bir terkibe varalım: Biz, kendi sanatçılarımızdan birer birer keşif ehli olmalarını beklemiyoruz ama, her birinin istidadlarında bulacakları en verimli hayâlgücü ile, keşif ehlinin ifşâ ettiği gizli hakikatleri, en yüksek sanat keyfiyeti içinde selâmlamalarını bekliyoruz!..
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
İLÂHÎ KOMEDYA; HRİSTİYANÎ KAFA KARŞIKLIĞININ...
(...) İlâhî Komedya’yı, “Hristiyanî kafa karışıklığının ürünü bir edebiyat eseri” olarak görebiliriz; onun “âhiret tasavvuru”nun hakikate uygun olan ve olmayan yönleri olması bakımından… Onu, İslâmiyetin veya İslâm büyüklerinin misâlî bir sûrette anlattığı âhirete dair hakikatlerle karıştırmamak gerekir: Biri akıl ve hayâl yoluyla hakikatine ulaşmaya çalışıyor, diğeri hakikatini akıl ve hayâl kalıbına dökerek anlatmaya… Burada İslâm Tasavvufu’nun “âhiret tasavvuru”nun Batı’daki gibi hayâl ürünü olmadığını göz önünde bulundurmak ve ikisi arasındaki asalet farkını takdir etmek gerekir...
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam