Şimdiye kadar okuduğum cinayet - polisiye romanlarından daha farklı bir dilde yazılmış olması bu romanı ayrı bir zevkle okumamı sağladı. Romanın kahramanı Santiago Nasar'ın öldürüleceği daha ilk başta belli olmasına rağmen yinede keyifle okunan sürükleyici bir kitaptı. "Kırmızı Pazartesi, yalnızca bir cinayetin arka planı değil, bir halkın ortak davranış biçimlerinin portresini de çiziyor..."
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyada olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
Kitabın baş karakteri Leyla bir sabah evden işe gitmek için çıkar ve bir daha haber alınamaz. Leyla’nın bu yürüyüşü ile kendini bulmaya çalışmasına tanık oldum. “Topukluları çıkarıp da ayağıma yürüyüş ayakkabılarımı geçirdikten sonra değişti her şey. Tersine bir Külkedisi masalı belki de bu.”