Alkolik ve intihara meyili olan Yozonun toplumdan kendini nasıl soyutladığı herkese nasıl yabancılaştığını anlatıyor. Yazarın kendi hayatının yansıması da diyebiliriz. Üç bölümden oluşan hatıratında alkolizmle, sonuçsuz kalan intiharlarla dolu, “utanç” yüklü yaşamının günahını çıkarır.
Genç yaşında ölen ve tek eseri bu kitap olan Emily Jane Bronte kitabı yazarken neler yaşadı , nasıl bir ruh hali içindeydi bunu çok merak ediyorum.O zamana kadarki edebiyat eserlerinde doğa motifi huzurlu , barışçıl sakin bir şekilde betimlenirken Uğultulu tepeler de doğa kasvetli tedirgin edici ve huzursuz bir şekilde betimlenir. Sonlara doğru Healthcliff 'in söylediği "Ne bitmek bilmez savaşmış bu. Bitse de kurtulsam !" cümlesi bana her açıdan çok manidar geldi. Sanki o kötülükte sınır tanımayan acımasız Halthcliff ve kasvetli Uğultulu tepeler yazarın hayatın bir yansıması gibi. Tabi bunu hiç bir zaman bilemeyeceğiz.
-spoiler içerir -
Healthcliff sevgisiz yalnız bir çocukluk geçirdi ve çok hor görüldü. Belki sevgisizlik onu bu hale getirdi ama kötülük insanın içinde hep vardır ve bu onun saf kötü olduğu gerçeğini değiştirmez. Çok haklı bir yorumda okumuştum " Catherine onun iyi olma ihtimalini de kendi bencilliği ile yok etti. "
Kitabı okurken çok yoruldum , karakterler müthiş huysuzluklar ve kötülük içeriyor yalnız Edgar Linton karakterini okurken dinlendiğimi huzur bulduğumu hissettim . O Cathy'i hayatına alarak hayatının hatasını yaptı. Hareton'un ise babasının hataları sebebiyle uğradığı haksızlıklar sonunda hakettiği gücü ve sevgiyi elde etmesi sevindirdi.