Tijan Sila, 9 yaşlarındayken savaşa tanık olmuş bir yazar. Savaşın ona kazandırdıkları ile ondan aldıklarını olabilecek en güzel şekilde bizlere anlatmış. Güzel derken yaşanılanlardan bahsetmiyorum elbette, ama onları kaleme alma biçimi takdire şayan. Bosna tarihini Bosnalılardan okumayı seviyorum. Bosnalılar böyle ciddi ve anlatılması hassas konuları o kadar onlara has bir biçimde ele alıyorlar ki. Ne yaşadılarsa o. Katıp katıştırmadan, ajitasyon yapmadan, yaşanılan çirkin şeyleri köpürtmeden… Bazı Türk yazarlar var (siz onları çok iyi biliyorsunuz), yaşanılan insanlık dışı konuları sayfalarca detay vererek, uzattıkça uzatarak, insanların özeline dokunarak yazmayı tercih ediyorlar. Yaşanılan olayları güzelleme yaparak aşk hikayesine çevirenler mi dersiniz, insanların anlatmaya dillerinin varmadığı, yıllarca konuşamadıkları ve hatta bırakın birbirlerine, kendilerine bile itiraf edemedikleri konuları derinlemesine eşeleyenler mi… Bu sebeple, Bosna’yla ilgili tüm geçmişi birinci ağızlardan dinleyen biri olarak Tijan Sila’nın kitabını gerçekten çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Kitapta ismi geçen ilçe ve kasabalardan geçerken tüm yazılanlar gözümde canlandı. Grbavica’da gözümü kapattım ve bir an için dağlara gizlenen sniperların hedefi olduğumu düşündüm. Ürperdim. Kardeşlerime bir kez daha saygı duydum. Allah bir daha yaşatmasın. Boşnaklarla aramızdaki bu muhabbeti inşa eden Allah’a hamdolsun. Her gittiğimde koca bir İYİ Kİ ve bir kucak dolusu KEŞKE ile dönüyorum. Saraybosna, sana bakmayı bilen için ne çok şey anlatıyorsun öyle…