Puan vermedi·66 syf.··
2026 29. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 20:36
Sarı Duvar Kağıdı , ilk bakışta “dinlenme, sinirsel yorgunluk, iyileşme” hikâyesi gibi görünür; ama metnin asıl katmanı, iyileşme adı altında sistematik bir zihinsel çözülmenin nasıl üretildiğini anlatmasıdır. Anlatıcının sesi giderek daralan, içe kapanan ve gerçeklikle bağını ince ince kaybeden bir bilinç akışı üzerinden ilerler. Metnin en başında yer alan yazar notu bu okumanın yönünü belirleyen bir çerçeve kurar. Hikâyeyi bir “delilik anlatısı” olarak değil, yanlış uygulanan bir tedavi anlayışının eleştirisi olarak konumlandırır. Yani daha en baştan mesele bireysel bir zihinsel çöküş değil, bu çöküşü üreten koşullardır. Anlatıcıya uygulanan “dinlenme” ve “hiçbir şey yapmama” dayatması, iyileştirme değil, tam tersine öznenin bastırılmasıdır. Bu yüzden metin, baştan itibaren tıbbi otorite ile bireysel deneyim arasındaki çatışmayı kurar. Hikâyenin merkezinde iki baskı vardır: tıbbi otorite ve patriyarkal kontrol. Kocası aynı zamanda doktor olan anlatıcı, onun “ciddi bir şeyin yok, sadece sinirsel yorgunluk” teşhisine mahkûm edilir. Buradaki kritik nokta şudur: Kadının kendi deneyimi (acı, yorgunluk, huzursuzluk) sürekli geçersiz sayılırken, erkek otoritenin tanımı “gerçeklik” haline gelir. Bu, yalnızca tıbbi bir yanlışlık değil; deneyimin kim tarafından tanımlanabileceğine dair güç ilişkisini gösterir. Anlatıcının tutulduğu oda ve özellikle duvar kâğıdı, hikâyenin en önemli sembolüdür. Başta sadece rahatsız edici, düzensiz ve “anlamsız” görünen desen, zamanla anlatıcının zihninde bir şeye dönüşür. Bu dönüşüm, deliliğin “bir anda kırılma” şeklinde değil, algının yavaş yavaş yeniden örgütlenmesiyle oluştuğunu gösterir. Duvar kâğıdındaki “kadın” figürü aslında anlatıcının bastırılmış halidir: toplumun, evliliğin ve tıbbın içine sıkıştırdığı benliğin dışa vurumu. Metinde sık
İnceleme
Sarı Duvar KağıdıCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 20192,793 okunma
İpi sıkı tut
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
"Kalbim bir hazine sandığı... İçi tıklım tıklım çocukluk dolu. O sandığın en nadide parçalarından biri de babamla uyku öncesi yaptığınız şahane sohbetler."️ ️Tatmadan tadın ne olduğunu, işitmeden sesin ne olduğunu, görmeden görmenin ne demek olduğunu nerden bilecekti insan, Yaradan vermeseydi bu nimetleri. Furkan doğuştan görme engeli olan bir çocuktur. Doğduğu anda kararmıştı dünyası. Sabırlı, dirayetli olan annesi hep yanında olmuş. Babası da tabii. Kardeşi Nehir, peynirin tadını beğenmezken annenin ağzında bir çift söz " Bunu bulamayanlar var." Tek başına yaptığı her işte bir çift buğulu göz Furkan'ı sesizce hep takip etti: Anne. ️Siz hiç umutsuzluk kuyusuna düştünüz mü? Dipsiz, karanlık ve sessiz olan. ️ ️Bir yerini çarpar, bir şeyi kırar diye kımılmadan durmasını isyenlere "Ben biblo muyum" der Furkan. ️Karanlık dünyasında içine mi kapansın, sessiz mi dursun, yerinden kıpırdamasın mı? ️Kulaklığını takar, sesli kitaplar dinler: "Çocuk, Köstebek, Tilki ve At", "Küçük Prens". ️ ️Bu kitaplar sayesinde Furkan kendine inanmaya, bir şey yapmaya karar verir. İlk iş olarak herkesin gittiği bir okula gider, braille alfabesini öğrenir. Okul yolunda yaşadığı zorluklarla baş etmeyi, zorbalıklarla, kötü düşüncesi olan ve kendisine acıyan insanlarla "Karanlık Gölge" ile baş etmeyi öğrenir. Okul yolundaki yoldaşı, dostu Kamar adlı köpeği onu birçok zarardan korur. ️Bu hikayede; zorluklarla başmedebilmeyi, empati kurabilmeyi, dost olabilmeyi, engelli bir ailede yaşamı, iyiliğin gücünü, azmi, hayvan sevgisini bulacaksınız. İpi sıkı tutmayı öğreneceksiniz.
İpi Sıkı TutYusuf Yıldız · Nesil Çocuk Yayınları · 202553 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Aptallığın Ardındaki Gerçekler
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Aptallığın Övgüsü, ilk bakışta eğlenceli ve ironik bir anlatı gibi görünse de aslında insan doğasına, topluma ve dönemin anlayışlarına yöneltilmiş güçlü bir eleştiri. Erasmus, “Aptallık” kavramını konuşturarak insanların zaaflarını, kibirlerini ve çelişkilerini mizahi bir dille gözler önüne seriyor. Kitabın en etkileyici yanı, yüzyıllar önce yazılmış olmasına rağmen ele aldığı konuların hâlâ tanıdık gelmesi. İnsanların makam, övgü, güç ve onay arayışı üzerine yaptığı göndermeler bugün bile düşündürüyor. Yazar, okuru doğrudan yargılamak yerine ironinin gücüyle kendi davranışlarını sorgulamaya yönlendiriyor. Yer yer ağır ve felsefi bölümleri olsa da dikkatli okunduğunda mizahın altında oldukça derin bir düşünce dünyası olduğu fark ediliyor. Bu kitap bana, bazen en büyük gerçeklerin en beklenmedik anlatıcıların ağzından söylenebileceğini hatırlattı.
Aptallığın ÖvgüsüDesiderius Erasmus · Koridor Yayıncılık · 202115,2bin okunma
9/10
·400 syf.··
2026 34. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:30
Şeyma Demir’in Kızıl Kardelen isimli serisinin ilk kitabıyla geldim. Kitabımız bir dönem hikayesi ve o kadar iyidi ki kendimi bir an Osmanlı zamanında gibi hissettim. Kardelen’i okumak güzeldi. Onun o muhteşem güzelliğine rağmen halkı tarafından büyücü ve lanetli olarak yaftalanması çok kırıcıydı. Öte yandan Kara Bey’in de kendine göre yaraları vardı fakat sert duruşuyla ve otoritesiyle bunu gizlemeyi başarabiliyordu. Kardelen ve Kara Bey’i okurken çoğu zaman deli olsam da o ikisini okumak ve tanımak güzeldi. Kara Bey’e çok fazla sinir olduğum kısımlar oldu, onu anlamaya çalıştığım kısımlar oldu ama bazı yerlerde cidden ayıp etti. Oysa adamakıllı oturup konuşsalar bir mesele kalamayacak ama işte. Kara Bey bunca yıl sonra Kardelen’in ona hissettirdiklerinden korktuğu için ne yapacağını bilemedi. Bu kısımlarda ona o kadar üzüldüm ki… Kitap akıcı ve okuması keyifliydi. Bazı yerlerde gülerken bazı kısımlarda gözlerim doldu. Kitapta smut sahne yoktu fakat yazar öyle güzel yazmıştı ki aşkı ta kalbimde hissettim. Kitabı okurken çoğu zaman kendime kızdım, neden daha önce okumadığım için. Kardelen’in şüphelendiği şey gerçek mi bilmiyorum. Eğer gerçekse Kara Bey’in Allah yardımcısı olsun. Bunun haricinde Kara Bey’in askerlerinin hikayesini de çok merak ettim. Murat, Alp, Sinan ve Kağan… Diyalogları ve birbirleriyle uğraşmalarını okumak çok keyifliydi. Yani kısaca benim çok severek ve keyif alarak okuduğum bir Şeyma Demir kitabı oldu. Eğer tarihi kurgu okumayı seviyorsanız kesinlikle bu kitabı da seversiniz. Kitapla kalın dostlar…
1000Kitap
Kızıl KardelenŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2022676 okunma
"The box. You opened it. We came..."
6/10
·528 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 22:36
Zorlama kadın karakter tercihi ve final kısmı, içeriğin kalitesi ile olay örgüsü zaten sıkıntılıyken çryi çok daha aşağı çekmiş. Kirsty Cotton ve Tiffany karakterlerinin ele alınış biçimi çok kötü... Özellikle Kirsty hiçbir karakter derinliği olmayan, garip öfke nöbetleri geçiren, Cenobite doğasına uymayan sırf kadın karakter olsun ne olursa olsun diye yapılmış inanılmaz yüzeysel bir karakter. Nasıl 2022 Hellraiser, 1987 Hellraiser'in kalite olarak yanından bile geçemiyorsa ve bunun sebepleri barizse bu çizgi romanda da aynı sorun var diyebilirim. İlk yarı iyiyken ikinci yarı hikaye fecaat bir hale geliyor bunda da yazar değişikliği önemli bir yer tutmuş. Hatta çizimler benzer şekilde ilk çeyrek çok iyiyken kalan kısımda aynı kaliteyi koruyamıyor. Cenobiteların o şeytani havası ikinci yarıda tüm ihtişamını kaybediyor. Final ise zaten o cehennem evrenine, tasvirine çok ters şekilde süper kahraman çrlerine doğru kayıyor. Yazık olmuş.
Edebiyat
Clive Barker's Hellraiser Omnibus Vol. 1Clive Barker · BOOM! Studios · 20172 okunma
Ruhun Derinliklerine Yolculuk
10/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Bazı kitaplar vardır; olay örgüsünden çok bıraktığı hislerle hatırlanır. Ruh Adam da benim için böyle bir eser oldu. Roman, ilk bakışta bir aşk hikâyesi gibi görünse de ilerledikçe insanın kendi benliğiyle, arzularıyla ve vicdanıyla olan mücadelesine dönüşüyor. Kitap boyunca karakterlerin yaşadığı iç çatışmalar oldukça yoğun bir şekilde hissediliyor. Özellikle başkarakterin düşünceleri, kararları ve yaşadığı gelgitler okuru sadece bir gözlemci olmaktan çıkarıp hikâyenin bir parçası hâline getiriyor. Bu yönüyle roman, olaylardan çok karakterlerin psikolojik derinliğine odaklanıyor. Yazarın dili zaman zaman ağır ve düşündürücü olsa da eserin atmosferine büyük katkı sağlıyor. Okurken bazı bölümlerde durup karakterlerin yaşadıklarını ve hissettiklerini sindirme ihtiyacı hissettim. Bu da kitabın bende bıraktığı etkinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ruh Adam, herkesin kolaylıkla sevebileceği bir roman olmayabilir. Ancak insan psikolojisini, iç hesaplaşmaları ve derin karakter çözümlemelerini seven okurlar için oldukça etkileyici bir deneyim sunuyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey hikâyeden çok insan ruhunun ne kadar karmaşık ve çözülmesi zor olduğuydu.
1000Kitap
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma