Bütün safhalarında kendi ilkesine pozitif sonsuzluk tayin eden idealizm, düşünmenin tabiatını, bağımsızlığının tarihsel gelişimini metafiziğe dönüştürmüştür.
1919 yılı ilkbaharı olağanüstü bir güzellikle ışıyordu. Nisan günleri güzel, bir cam gibi saydamdı. Göğün ulaşılmaz maviliklerinde yabani kaz sürüleriyle bakır dilli turnalar uçuyor, bulutları geçip kuzeye doğru uzaklaşıyordu. Bozkırın soluk yeşil örtüsü üzerinde, ufak göllerin yakınlarında yemlenmeye gelen kuğular, saçılmış inciler gibi pırıldıyordu. Irmakların yakınlarındaki sulak çayırlarda kuşlar hiç durmadan şakıyor, cıvıldaşıyordu. Kıyılarından taşmış gölcüklerde dişi kazlar bağırıyor, uçmaya hazırlanıyor, kendinden geçmiş erkek ördeklerin aşk oyunlarından bodur söğütler durmadan hışırdıyordu.
Zaten herkesin yaşamında böyle olmaz mı? Yaşamınızdaki sayılı günlerden birtekini silin… yazdığınızın yönü kim bilir nasıl değişik olurdu! Bunu okurken bir dakika durun, sizi çekip götüren zinciri düşünün; ister demirden olsun ister altından, ister çiçeklerden ister dikenlerden örülü olsun… unutulmaz günlerin birinde ilk halkası yaratılmasaydı, bu zincir belki de size, yaşantınıza hiç dolanmayacaktı! 
Birbirinin eşi iki varlık olmadığını ve olamayacağını ortaya koymak için uzun kanıtlara gerçekten gerek var mıdır? Yarın, korkulduğu gibi, insan "klonlama" başarılsa bile, bu klonlar da olsa olsa doğuş anında birbirinin eşi olacaktır; yaşamlarında attıkları ilk adımlardan itibaren farklılaşacaklardır.
17 Yaşımda galiba ilk şiirim basıldı. İsmi ''Serviliklerde''
Bir inilti duydum serviliklerde,
Dedim ki <<Burada da ağlayan var mı?
Yoksa tek başına bu kuytu yerde
Eski bir sevgiyi anan rüzgar mı?
Hayata inerken siyah örtüler,
Umardım ki artık ölenler güler,
Yoksa hayatında sevmiş ölüler
Hâlâ servilerde ağlıyorlar mı?
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları·Kitabı okudu