Çocukluğun... Nelerin izi var bedeninde? Hiç bir iz yok mu bedeninde? Ya ruhundaki izler, ya beyninin en derin yerlerinde kilitli bir sandıkta tıkılıp kalmış ve ara ara sana bağıran ama onu duymamak için sesini açtığın müzikle susmasını beklediğin izler?
Mükemmel bir çocukluk ve harikulade bir yaşantın mı oldu bugüne kadar? Ne kadar şanslısın "evet" diyen birey. Ama bir gün bu soruya "hayır" demiş bir insanla dost olabilirsin ya da onun öğretmeni ya da patronu olabilirsin veyahut evladın olabilir bu kişi. Travmanın , bunun etkilerinin ve tedavi şekillerinin 30 yıllık bir birikimin ışığında, klasik psikiyatri modeli dışında, nörobilimin eşsiz hayranlık uyandıran bilgileri eşliğinde anlatılmış akademik bir baş yapıt.
☄İnsan denilen varlık yaratıldığından bu yana ne vadereler atlatmıştır. Afetler, felaketler, savaşlar, soykırımlar, cinayetler ve diğerleri. Bunların karşısında nasıl ayakta durmuş ve hayatlarını devam ettirmeyi başarmışlardır? Bu insanlar evlatlarını çok sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırabilmişler midir?
Tedavi, beynin dalgalarını düzene sokmaya çalışan ya da kalp atımlarımızı klasikleştiren ilaçlarla mı oldu?
Psikiyatri alanına damgasını vurması gereken bu kitapla duyu bütünlemenin sadece çocuklarımızın ihtiyacı olmadığını gördüm. Örneğin bir kişi hamur yoğururken hamurun kıvamının yanı sıra parmaklarının tüm noktalarını hissetmek için çabalar mı? Deneyinlemesi bile çok güzeldi. Parmaklarımın arasının duyusal olarak ne kadar da zayıflamış olduğunu farketmek inanılmazdı.
Bedeni keşfetmek, onu dinlemek, bazen anlatmak tüm açıklığıyla korkuları, durmak ve yazmak belki, dans etmek, yaşanmış olayları bir tiyatro oyununu seyreder gibi sahnenin karşısından, üstünden yani her nerede durmak istiyorsanız (en güvenilir bulduğunuz noktadan) oradan