“Yeryüzündeki insanların büyük bir kısmı dopamini para karşılığında satın almaya çabalasa da dopamin dediğimiz şey tümüyle bedavadır. Kimi insan vardır gider, çok pahalı bir rezidansın en üst iki katını alarak dopamin salgılar. Kimisi vardır gider, 5 liralık çift lavaş dürüm yiyerek dopamin salgılar. Sonuçta beyninizde etki gösteren dopamin, aynı dopamin. Değişen bir şey yok. O zaman zaten içimizde olan bir şeyi neden dışarıda aramakla vakit kaybedelim ki? Burada en önemli unsur; insanın kendisini gerçekten iyi analiz etmesi ve nelerden mutlu olacağının sağlam bir değerlendirmesini yapmasıdır.
Lütfen, unutmayın; mutluluk sizinle ilgili bir kavramdır, sahip olduklarınızla değil.”
“Uzun süredir çapını bilmediği bir çemberin üzerinde hayatı tekrarlıyordu; aynı gün, aynı iş, aynı insanlar… Tüm senaryonun aynı olduğu bu filmde, ona düşen tek şey, artık canlandırmaktan bıkmış olduğu karakteri istemeye istemeye oynamaktı.”
“Görevli astsubay, diğer sanığın bütün bunları kendisine söylediğini, ancak zapta geçirmeyi unuttuklarını söyleyecek, ne acıdır ki mahkeme de bu anlatımı delil olarak kabul edip mahkûmiyete gidecekti.
Bir adamın, ceza yasasındaki en ağır cezaya çarptırılması -ki kitapta bahsedilen ‘idam’dır- için görevli bir astsubayın, “Bana bunu söylemişti!” demesi yetiyordu. Hukukçu olarak, hukukun üstünlüğüne gönül vermiş biri olarak üzülmemek, kahrolmamak mümkün mü?”
SESSİZ SAHNE “Kaymakam tam ortada elleri iki yana açık, başı arkada, bir sütun gibi durur. Onun sağında, ona doğru hamle yapan karısıyla kızı; onların arkasında seyircilere şaşkınlık içinde bir şeyler sorar gibi yapan posta müdürü; onun arkasında en şaşkın ve masum haliyle Luca Lukiç; onun arkasında, sahnenin en ucunda, birbirine yaslanan ve kaymakamın ailesine alaycı yüzlerle bakan üç konuk kadın durur. Kaymakamın solunda ise; sanki bir şey dinliyormuş gibi başını biraz yana eğen Zemlyanika; onun ardında ellerini açmış, neredeyse yere oturur halde ve dudaklarını sanki ıslık çalmak ya da “Bu ne rezillik!” demek istercesine büken yargıç; onun ardında seyircilere dönmüş, alaycı gözlerle kaymakama bakan Korobkin; onun ardında sahnenin en dibinde ellerini birbirine doğru uzatmış, ağızları ve gözleri sonuna kadar açık Bobçinski ve Dobçinski vardır. Diğer konuklar heykel gibi dururlar. Bütün oyuncular bir buçuk dakika kadar bu halde dururlar. Perde iner.”