İlkay

Puan vermedi·152 syf.·
2021 4. kitabı
Yazar yirmi bir yaşındayken gördüğü bir gazete kupürü ile oldukça sarsılıyor. Kupürdeki asılmış kadın fotoğrafı ve hikayesi Pınar Kür’ü o kadar etkiliyor ki yıllar boyunca kafasında bu öykü ile yaşıyor. Yıllarca araştırma, karakterleri ve öyküyü biçimlendirme üzerine emek veriyor. Nihayet on beş yıl sonra Asılacak Kadın’ı okuyucu ile buluşturuyor. Eserin müstehcen bulunarak toplatılmasından sonra da mahkemede hak mücadelesi vermek zorunda kalıyor. Melek, köyden getirtilip bir yalıya hizmetçi olarak verilmiş, dedesinden başka kimseden sevgi görmemiş bir kız çocuğu. Bakıcılığını yaptığı yaşlı hanımı ölünce oğlu Hüsrev Bey tarafından yalıda alıkonuluyor ve türlü eziyetlere, sapıkça davranışlara maruz kalıyor. İtiraz etmiyor, edemiyor. Ne yaşamında, ne de mahkeme esnasında itirazın ne olduğunu bile bilmiyor zaten. Yalçın karakteri, kalfanın oğlu, Melek’i kurtarmak için Hüsrev Bey’i öldürüyor ama suçlu olduğuna mahkemeyi inandıramıyor. Romanın diğer önemli karakteri mahkemeyi yürüten yargıç Faik İrfan Elverir. Kitap üç ayrı bölümden oluşuyor. Önce yargıcı, sonra Melek’i, en son da Yalçın’ı okuyoruz. Yargıcın ve Melek’in bölümleri bilinç akışı tekniği ile yazılmış. Hem de ne yazılmak! Yazarın zor bir iş başardığını düşünüyorum. Her karakterin zihnini ayrı ustalıkla aktarmış. Duygular, düşünceler, imgeler, anılar... akmıyor çağlıyor adeta. Özellikle Melek’in zihnine eşlik etmek, yerel dil kullanıldığı için daha zordu ama çok sahici ve sarsıcıydı. Yalçın’ın bölümleri olayların detaylarını aktarması, monologlar, yaptığı çözümlemeler açısından vurucuydu. Suçluya, suça sessiz kalan insanlara, kirli beyinlere, adaletsizliklere, ezilmişliklere, öğrenilmiş çaresizliklere... isyan ederek okuduğum unutulmaz bir roman oldu. İçerik olarak beğendim, biçim olarak daha da çok beğendim.
Edebiyat
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·416 syf.·
2021 3. kitabı
Evin genç kızı ailesine hamile olduğunu itiraf eder, ancak bebeğin babasını açıklamamakta ısrarlıdır. Korkunç bir şüphe ile başlar roman, fakat olaylar hiç beklenilmeyen şekilde gelişir... Peyami Safa, olayları, durumları, duyguları ve insanları öyle güçlü tasvir etmiş ki, çok büyük hazla okudum Yalnızız’ı. Özellikle tereddüt, şüphe, korku, hayal kırıklığı gibi hisler büyük ustalıkla aktarılmış. Dönemin sosyal atmosferini arka planda yansıtışı, merak unsurunu hep canlı tutan olay örgüsü, capcanlı karakterleri, detaylı ruhsal tahlilleri ve anlatım zenginliği muazzam bir esere dönüştürmüş romanı. Okurken bir parça Dostoyevski tadı aldım ve araştırdığımda yazarın gerçekten Dostoyevski’den etkilendiğini öğrendim. Baş karakter Samim’in beden dili üzerine gözlemleri, dünya ve insan doğasına ilişkin tespitleri ve ideal dünya olarak kurguladığı Simerenya’ya dair hayalleri nefisti. Karakterlerin derin sohbetlerini zevkle okudum. En sığ görünen karakterler bile öyle cümleler kurmuş ki dakikalarca üstünde düşündürtüyor. Doğu-batı, ruh-beden, bilinç-bilinçaltı, birey-toplum... ikilemleri üzerine kurulu, felsefesi ve ruhu olan, edebi değeri yüksek, çok iyi bir roman Yalnızız. Yaşadığı dönemde edebi kişiliği yeterince ilgi görmemiş ve edebi yeteneği, siyasi kutuplaşmalara, kalem kavgalarına kurban gitmiş bir yazar Peyami Safa. Yaşam öyküsü çok etkileyici. Mutlaka daha fazla haşır neşir olacağım. Tereddütsüz tavsiye ederim.
Edebiyat
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,2bin okunma
Yüzyıllık Yalnızlık
Puan vermedi·464 syf.·
2021 1. kitabı
Kitabın başındaki soyağacına uzun uzun bakıp okumasam mı diye düşünmüştüm ilk elime aldığımda. Altı kuşak boyu bir süreci kapsayan bir roman Yüzyıllık Yalnızlık. Ailede öyle çok aynı isim var ki ilk sayfalarda sürekli dönüp bakmak gerekiyor soyağacına. Biraz emek istiyor bu bakımdan. Ama kurgusu, atmosferi ve karakter zenginliği öyle kuvvetle içine çekiyor ki bu emeği seve seve veriyorsunuz. Sarı kelebeklerle birlikte gezen bir adam, gökyüzünden yağıveren çiçekler, yıllar boyu yağan yağmurlar, öldükten sonra geri gelen insanlar, geleceği bilen bir adam, aniden ölüp gökyüzüne havalanan dünya güzeli bir kadın, tanrının fotoğrafını çekmeye çalışan bir adam, bir canavar... sizi hiç şaşırtmadan romana dahil oluveriyor ya da romanı terk ediveriyor! Nobel ödüllü Kolombiyalı yazar Marquez, romanın geçtiği “Macondo” kentini yaratırken, doğup büyüdüğü Aracataca'dan esinlenmiş. Büyükannesinin hikaye anlatma üslubunu kullanarak, masalla gerçeğin iç içe geçtiği renkli ve efsunlu bir evren yaratmış yazar. Kitapta Buendia ailesinin ilginç yazgısını okurken, bir yandan da, bir kasabanın doğuşunu, kasabaya gelen çingenelerin ve tüccarların kasabaya getirdiklerini, şirketlerin gelişiyle “Muz Cumhuriyeti”ne dönüşümü, grev ve savaşları, salgınları, yaşanan yozlaşmaları... görüyoruz. Simya ve kehanetler gizem katıyor, Latin Amerika’ya alıp götürüyor okuyucuyu. Romandaki ensest ilişkiler pek çok okuyucuyu rahatsız etmiş, fakat onaylamasam da, o coğrafyanın, o zamanın ve hatta günümüz dünyasının galiz gerçeklerini yok saymamak gerektiğine inanıyorum ben. Büyülü gerçekçilik akımının şahane bir örneği kitap. Gerçekleri anlatmak için gerçeküstü öğelere yer verilmesi benim çok leziz bulduğum bir yöntem. Sevmeyenler içinse bu roman kısmen anlamsız gelebilir. Büyük bir eser, ben severek okudum.
Edebiyat
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
Puan vermedi·96 syf.·
2020 31. kitabı
Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam ve Anayurt Oteli’nden hem kurgu hem anlatım olarak oldukça farklı çizgide ilerleyen son romanı Canistan’ı da severek okudum. Yazar romanı tamamlayamadan hayatını kaybettiği halde büyük bir eksiklik hissi oluşturmadı bende. Olaylar Kurtuluş Savaşı döneminde Manisa’nın bir köyünde geçiyor. Çete lideri Selim ile çocukluk arkadaşı Ali’nin yıllar sonra trajik şekilde karşılaşmalarını ve geriye dönüşlerle iki arkadaşın geçmişini okuyoruz. Bir ailenin yanında yanaşma olarak kalan Selim’in, ailenin oğlu olan Ali ile arkadaşlıkları, sonrasında arkadaşlıklarının bozulup Selim’in ailenin yanından ayrılışı, kendisine yeni bir hayat kuruşu ve yıllar boyu içinde büyüttüğü kini konu alıyor roman. Hem dönemin olaylarına, hem köy hayatındaki sosyal ilişkilere tanık oluyoruz. Köylünün din, cinsellik, evlilik konularına bakış açısını gözlemliyoruz. Köyde geçen gündelik olaylar basitçe anlatılıyormuş gibi görünse de insan psikolojisi ve davranışların kök nedenleri üzerine sorular sorduran ve varoluşsal sancılar barındıran güzel bir romandı. Dolaysız, sürükleyici anlatımı ve yerel deyişleri içeren duru dili ile akıp gitti kitap. Beni yazarın diğer iki romanı kadar derinden etkilemedi ama yine de iyi ki okumuşum. Yusuf Atılgan bambaşka bir değer. Sevenlerine öneririm.
Edebiyat
CanistanYusuf Atılgan · Can Yayınları · 20245,2bin okunma
Puan vermedi·516 syf.·
2020 30. kitabı
1975 yılına gidiyor, iş adamı Kemal’in, yoksul Füsun ile yaşadığı sıradışı aşka ve dönemin toplumsal olaylarına, ailelerin gündelik hayatlarına tanık oluyoruz romanda. Kitap, aşk hikayesi ile başlayıp, Kemal’in Füsun’la ilgili eşyaları yıllar boyunca biriktirerek oluşturduğu müzenin hikayesine dönüşüyor. Okurken beni sıkça çileden çıkartan, ömür törpüsü, saplantılı bir aşk yaşıyor karakterler. Romanın erkek kahramanına bazen kızarak, ondan ürkerek, bazen onu zavallı bulup acıyarak okudum. Fakat öyle etkileyici ilk ve son cümleleri var ki kitabın, bitirip kapağını kapattığımda, “Kemal başka türlü biri olamazdı, o böyle bir aşk ve müze için yaratılmış” dedim. Onu sevemesem de nihayet ona kızmayı ve acımayı bıraktım, onu olduğu gibi kabul ettim. Mutluluk, bağımlılık ve eşyanın ruhu üzerine derinden düşündürdü beni roman. İstanbul manzaraları, Türkiye üzerine tespitler ve müzelerle ilgili gözlemler etkileyiciydi. Orhan Pamuk, entelektüel birikimini ve gözlem yeteneğini leziz kalemiyle her kitabında ortaya koyan bir romancı. Kitabın bir kısmında benzer olaylar tekrar ettiği için heyecanınızı kaybediyorsunuz. Fakat kahraman sekiz yıl boyunca benzer günler geçirip, bir umut uğruna, bu rutine mutlulukla ayak uydurduğu için, okuyucunun da bu tekrarlara eşlik etmesi özellikle istenmiş. Romanın “Zaman” bölümünde okuyucuya sıkıcı tekrarlar gibi gelebilecek olağan an’ların, Kemal için nasıl unutulmaz mutluluk anları olduğunu şahane anlatılmış. Yani bu bölümlerin hepsi de çok gerekliymiş bence. Kemal’i Kemal yapan ve bu kitaptaki masumiyeti oluşturan esas şey bu detaylardı. Romanda bahsedilen tüm eşyalar, müzeye dönüştürülmüş olan Füsunlar’ın evinde sergileniyor. Kitabın içinde binbir emekle oluşturulmuş Masumiyet Müzesi’ne bir giriş bileti bulunuyor. Zamanın ruhunu yakalamış,
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma