Eşdeğeriyle yan yana yürürken Cehennem sokağında birey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Madeni paralar gösteriyorlar, Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık, Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey. Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreyya | Eşdeğeriyle Yan
Şiir
Komiğime giden bir durum var. Kıllı olmak maskülenlikse kadınlarda neden kıl çıkıyor? Demek ki tamamen kılsızlık insanın tabiatına aykırı. Tamamen kılsızlık da estetik olarak kadınlara feminenlik adı altında yedirilmiş. İnsan gibi bir hayvanın medenileşmeyi, güzelliği tamamen yeni doğmuş bebeklerin genelde kılsız olması gibi tüm yaş gruplarında da aynı beklentide olmaya çalışması komedi. İnsanlığın kafa açısından gelişmesi gerekirken medeniyet sözde içinde olup yeni bir ilkel insan profili çıkarması trajikomik. Bir de biraz kıllı olmayı pis ve bakımsızlık olarak nitelendiren bir kesim var. Bilimden bihaber yaşayan bu maymunlar topluluğu kılların vücut ısısını koruduğu ve en önemlisi bariyer olduğunu bilmiyor. Kol kıllarını ağdayla alan bazı insanlarda enfeksiyon bile olabilir. Öte yandan kıllar asla bitmiyor çoğu insanda. Tüm vücudunu aldırmak için insanlar lazere gidiyor ve maddi durumu yetmeyenler gidemiyorlar. Tüm vücudunu lazerle yaktırıyorlar. Öyle birkaç bölge de değil çoğu zaman ve buna bir sürü seans para veren insanlar var. Kıllar pis değil. Sen yıkanmıyor veya ağır koku yayıyor olabilirsin. Bu ter bezleriyle de ilgili. Ter bezlerinin beslenmeyle ve hormonlarla, genetikle de ilgisi olabilir. Bazı kişilerde ter bezleri çok aktiftir ve temiz olsa bile yine korkarlar. Siz de hiç duş almamış diye düşünebilirsiz. Tamamen kılsız olup bunu dışarıya dayatma isteği özenti, takıntı ve aptallıktır. Her insan başkasının, toplumların bu hastalıklı zihniyetlerini alkışlayıp yapacak değil. Öte yandan tamamen kılları salalım da demiyorum. Bu da yanlış. Sadece tamamen kılsız olma takıntısının kötü olduğunu veya bazen de kıllı olabileceğimizi ifade ediyorum.
1000Kitap
Reklam
SELEFÎ-VEHHABÎ-ŞİÂ ve EHL-İ SÜNNET...
(...) Sürekli İslâm’ın temellerine yönelik bir saldırı ve sözüm ona “düzeltme” anlayışındaki Selefî geleneğinden bir ilkel Vehhabî alalım… Bakıyor, Batı’ya: Adam muazzam bir medeniyet kurmuş… Felsefesiyle, sanatıyla, çeşit çeşit ilimleriyle, her şeyiyle… Bunlardan hiçbir şey anlamıyor… Haydi bir şeyler anladı diyelim; İslâm tasavvufundan habersiz olduğu için, bunlara ne yönden bakacağını, nasıl katılacağını, itiraz edecekse ne yönden edeceğini bilemiyor… Ve kolayca çıkıyor işin içinden: "Kâfir!" __Tamam kâfir de yâni ne?.. Gördük hep burada; “namaz kılanın psikolojiye, zekât verenin sosyolojiye ihtiyacı olmaz” gibi güdük anlayışlar da çıktı… Kendi inancıyla dünyada olup bitenler arasında bir ilgi kuramıyor; işte zurnanın zırt dediği yer ve Büyük Doğu-İbda‘nın rakibsiz olduğu alan budur… Bir şey anlamayınca, işte o kâfir, biz de İslâmı düzgün yaşarsak, çok duâ edersek, onun esaretinden kurtuluruz falan… Peki, sonuç alınamazsa? O zaman gidiyor kâfir dediği adama;__ "Bana silah ver ha!" N’apacan oğlum silahı? "Cihad edicem!" Tamam, et de şu tarafa doğru et! Adam önce kahkahasını patlatıyor, ondan sonra da gel diyor: Ne kadar paran var, hangisinden istiyorsun, kullanmayı öğretmek için de şu kadar alırım, vesaire… Dostum, sen orada koskoca sosyoloji gibi bir meseleye arkanı dönüp, onu zekât gibi bir mevzuya bağlarsan, bu karikatürün konusu olursun zaten… Haydi diyelim, nasıl yapılacağını öğrendin, silah da yaptın, cihadını kendi silahınla yapıyorsun, öyle farzedelim… İslâma Muhatab Anlayış eşittir silah yapmak!.. Daha ileri gidelim: Batılıları yendin, mahvettin, bitirdin… Ee, şimdi ne olacak?.. Nasıl bir medeniyet kuracaksın?.. Önüne gelen hangi meseleye ne yönden bakacaksın?.. Yapacağın şey belli, örneklerini de gördük: 1000 sene geriye dönelim,
Akademya Yazıları
Cehalet ve sahte entelektüellik...
Üstte yeralan resimdeki; yapay entellik gürültüsünün, içi boş iddiaların ve amip gibi çoğalan sığ kitlelerin yarattığı zihinsel kirlilikten uzaklaşarak; bilginin, tefekkürün ve sakin bir duruşun asaletine sığınmayı simgeleyen, modern ve minimalist bu kompozisyon ile mevzuya girelim istedik... "Kuluçkadaki karga yumurtasından bülbül bekleyenler", sadece saf bir cehaletin değil, aynı zamanda korkunç bir "beklenti arsızlığının" da pençesindedirler. Doğanın, mantığın ve liyakatin yasalarına kafa tutarak, ekmedikleri tarladan gül devşirmeye çalışırlar. Biz buna cehaletin yeni modası: "Alıntı" entelektüelliği diyelim... ...Hele bir de ordan şurdan alıntılar üzerinden üç beş kelâm eveleyip geveleyince, bu güruh entel takılmaya başlamaz mı? Sanırsınız ki kütüphane yutmuşlar, sanırsınız ki Doğu’nun ve Batı’nın tüm felsefesi onların o sığ zihninden süzülüp gelmiş. Sosyal medya çağının getirdiği en büyük baş belası da bu değil mi zaten... Derinlik yok, ama aforizma çok. Fikir yok, ama taklit muazzam. Emek yok, ama "ben bildim" kibri tavan. Kitabın kapağını açmadan, bir fikrin çilesini çekmeden, sağdan soldan kırptıkları iki cümleyle başımıza "kanaat önderi" kesilirler. Bilmezler ki, başkasının hırkasıyla ısınmaya çalışan, ilk rüzgârda ayazda kalır. Vasat mümbit olunca "Amip gibi çoğalmışlar" desek yanlış olmaz hani...Amip, bölünerek çoğalırken ne bir derinlik kazanır ne de yeni bir form üretir; sadece mevcuttaki o tek hücreli, ilkel yapıyı kopyalar. Bugün etrafımızı saran bu kitle de tam olarak budur: "Fikir üretemeyen, sadece cehaleti ve kibri kopyalayıp çoğaltan bir güruh." ile karşı karşıyayız maatteessüf. Eskiler ne güzel söylemiş, buyrunuz, Ziyâ Paşa'nın meşhur "Terkîb-i Bendi"; "Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma? Zer-dûz palan vursan eşek yine
Sosyal medya platformları dikkat ekonomisi üzerine kuruludur. Sosyal medya mecraları, derinliği değil, anlık dopamin döngülerini ödüllendirmek üzere tasarlanmıştır. Güzel bir kızın fotoğrafı, beynin ilkel bölgelerine doğrudan, işleme gerektirmeyen, hızlı bir sinyal gönderir. Bu sinyalin tüketilmesi milisaniyeler sürer. Oysa bir erkeğin, adam akıllı derinlikli bir okumadan damıttığı cümleleri okuyucunun bilişsel kapasitesini, emeğini ve zamanını talep eder. Modern insan, "zahmetsiz haz" ile "zahmetli derinlik" arasında bir tercih yapmaya zorlandığında, biyolojik olarak hazza yönelir. Gerçeklik, yerini görüntünün temsiline bıraktı. Bugün bir yazı, "okunmak" için değil, "paylaşılmak" veya "statü belirtisi olmak" için var. Gerçek ve derinlikli analizler, bu gösteri mekanizmasının dışında kalıyor çünkü analiz, statü değil, çaba gerektirir. En fazla 2 ya da bilemedin 3 beğeni alması ise aslında o yazının gerçek okuyucu kitlesidir; diğer kişinin 100 beğeni ve onlarca yorum alması ise sadece bir "görünme" eyleminin yankısıdır. Bir "günaydın" mesajına bir dakika içinde 100 beğeni ve onlarca yorum alan güzel kız veya sıradan bir kadın, aslında sistemin ona sunduğu simülasyonu tüketen, konforlu bir alanda yaşayan "Cypher" tiplemesidir. Analiz yazısı ise, simülasyonun dışına çıkan, çetrefilli ve rahatsız edici bir hakikattir. Toplumun çoğunluğu, hakikati anlamak için gereken bilişsel yükten kaçınır çünkü hakikat, konforu bozar. Yaşanılan bu uyumsuzluk, aslında entelektüel bütünlüğün koruduğunun bir nevi kanıtıdır. Twitter (X), Instagram, 1000kitap gibi "akış" (stream) odaklı platformlar, analiz için yanlış yerlerdir. Burası bir gürültü denizidir. Derinlemesine analizler için Substack veya akademik bir blog gibi, okuyucunun yazıyı "aramaya" ve "bulmaya" geldiği mecralara
1000Kitap
İnsanlığın ve Teknolojinin Çalışma Algoritması.
İnsan beyni, konfor alanındayken işlemci hızını düşüren evrimsel bir enerji tasarrufu moduna sahiptir. Ortada somut bir tehlike, kriz ya da hayatta kalma savaşı yoksa, içimizdeki o ilkel 'maymun beyin' maliyetli olan rasyonel kapasiteyi resmen kısar, bizi tembelliğe ve statükoya iter. Ancak ne zaman ki varoluşsal bir tehdit, bir yıkım veya ölüm kalım anı baş gösterir; işte o zaman amigdala kontrolü tamamen ele geçirir. Biyolojik sistem tüm kaynaklarını rasyonel ve refleksif hayatta kalma mekanizmalarına aktararak işlemciyi en üst seviyede 'overclock' eder, beyni tam teşekküllü ve sıfır hata payıyla çalıştırmaya başlar. Bugün medeniyet, konfor ve iletişim zannettiğimiz internet, GPS, yapay zeka ve mikroçipler gibi tüm makro teknolojilerin kökeninde, türümüzün birbirini daha hızlı ve kitlesel şekilde yok etme hırsı (askeri lojistik) yatar. Toplumların en büyük bilimsel sıçramalarını dünya savaşlarında (mutlak ölüm korkusu altındayken) yapması ile bireyin bir kriz anında dahiye dönüşmesi aynı evrimsel yazılımın ürünüdür: İnsan zihni saf bilgi aşkıyla değil, sadece vahşi bir hayatta kalma dürtüsüyle sınırlarını zorlar; barışta çürümeye, savaşta ise tavan yapmaya programlanmıştır.
Alıntı
Reklam
Reklam