Sen ne hâldesin, "Halay"ı okudum; çok güzel... Bir havayı taşıyor. Yalnız sadece intiba veya telkinde gidiyor. Ne bileyim, meselâ raksın pitoreskini de verebilirdin. Manzumeyi zaten evvelden bilirdim; bana bahsettiğin ve benim de şimdi hakikaten merak ettiğim uzun poemde, yani asıl bütünde nasıl bir yer tutacak?
Luan Starova’nın babasının anılarını anlattığı Babamın Kitapları, hem Osmanlı’ya hem Balkanlar’a hem de Cumhuriyet tarihine bakış açımda yeni ufuklar açtı. Yazarın babasının intibalarından ve fikirlerinden yola çıkarak Balkanlar hakkında anlattıkları gerçekten dikkate değer ve meseleye öteki yüzünden bakmayı sağlayacak derinliktedir. Bir yanıyla da Osmanlı ve hemen sonrası Balkan coğrafyasının sosyal tarihidir adeta.
Starova’nın ailesinin hikâyesi çok dinli, çok dilli, çok kültürlü, gerçekte iki dünya arasında kalmış Balkanlar’ın hikâyesidir. Bu hikâye aynı zamanda Balkan halklarıyla kesişen kaderimizin, ortak geçmişimizin kırılma noktasının da bir anlatısıdır. Zira Starova’nın babası anne tarafından Türk, baba tarafından ise Arnavut’tur. 1920’lerde üniversite eğitimi için İstanbul’a gelmiş, burada anne tarafından akraba oldukları Fethi Okyar’ın ailesinin yanında kalmıştır. Dolayısıyla imparatorluğun dağılışını ve yeni Türkiye’ye giden süreci çok yakından gözlemleme imkânı elde etmiştir. Bir müddet İstanbul’da kalmak ve kendi Balkanlar’ına dönmek arasında derin bir ikilem yaşasa da kendi doğduğu topraklara geri dönmüştür. Daha rahat bir hayat yaşayacağına neredeyse emin olduğu, hep özlemini çektiği İstanbul’a ise bir daha hiç dön(e)memiştir.
Starova’nın ailesinin öyküsünü okurken aslında bütün Balkan halklarının kaderini okur gibi oldum. Babaannenin Türk oluşu, ailenin Arnavutluk’ta başlayan hikâyesinin Makedonya’da devam etmesi ancak Balkanlı kaderi ile izah edilebilir, zannediyorum. Starova, anıları naklederken bölgenin imparatorluk, faşizm, komünizm geçmişlerine de sık sık değinmiştir. Özellikle Osmanlı’nın dağılışına ve yeni Türkiye'ye giden sürece genişçe yer ayırır. Çünkü baba, hayatını Osmanlı belgelerine adamış bir arşivcidir. Bu belgeleri okurken hep
Ona ait olmayan birçok kitap, belleğinin raflarında duruyordu. Dudaklarından dökülen sözler, annemden kitaplığa gitmesini, ödünç aldığı eserleri bularak sahiplerine hemen geri vermesini rica etmek oldu.
Kitapların babamda yarattığı sevinç dolu coşkuyu ömrünce desteklemiş annem, yarım yüzyıllık beraberlikleri süresince olduğu gibi dediğini yerine getirdi. Bunun içindir ki, son arzusu olacağını bilmediği bir dileği mutlaka yerine getirmek için babamı ölüm döşeğinde bıraktı. Söz konusu ciltleri sahiplerine geri verdikten sonra eve dönüp kapıyı açtığında babam, göz kapaklarını bir daha açılmamak üzere kapatmadan önce annemi görür gibi oldu.