Denir ki, 2014-2016 arasındaki, yani sadece 2 yıl içindeki polis alımı, tüm cumhuriyet tarihine görülmeyen büyüklükteydi. FETÖ tasfiyesinin ardından 20 yıllık polis alımına eşit kişi giriş yaptı Emniyet'e.
Ve onların büyük çoğunluğu, Menzilcilerden Süleymancılara, Kurdoğluculardan Yazıcılara kadar geniş bir ağa aitti. Emniyet, Fethullahçıların panzehirinin başka tarikatlar olduğunu sanıyordu.
Belki de 20 yıl sonra, teknik takipten istihbarata kadar Emniyet'teki tüm kritik birimlerin başında, işte bugünlerde alınan o müritler olacaktı...
Polis olmak isteyen üniversite mezunu sivillerin mülakatı yapılacaktı.
O yıl yaklaşık 3 bin polis alınacaktı.
İstanbul’a, Ankara’ya ve İzmir’e biner kişilik kontenjan ayrılmıştı.
Gelin görün ki, mülakat için gelen ekipler şaşkındı.
Zira, polis olmak için o mülakatta olanların büyük çoğunluğu Menzil, Kurdoğlu, Yazıcı, Okuyucu, Süleymancı ve İskenderpaşa tarikatlarının yönlendirmesiyle karşılarındaydı. Masaya oturan, müridi olduğu şeyhin adını veriyordu!
Daha emniyet sürüyle Fethullahçı kaynıyorken, bir de yeni tarikatlara mı yer açılacaktı?
Öldürmek sıradanlaşmıştı, hatta kültürün bir parçasıydı. En değerliler giriyordu toprağa önce ve bu lanetli düzen, cehaletin daimi arsızlığı ile işliyordu. Kendileri gibi olanı ayırıp parazitik bir sürü gibi önlerine gelen her hakkı yiyerek, hayatı arttırmak yerine tüketen yeteneksizlerin, insanlığın gelişmesi için çabada olan diğerleriyle savaşı, binlerce yıldır devam etmekteydi.
Binlerce yıldır birbirini öldürmekten vazgeçmeyen bir türdü insan. Toprak için, para için, gurur için, kibir için, bazen zevk için alınıyordu canlar ve Allah'tan ödünç alınmış canı yağmaladığını farketmeyen insanlık, aldığı her canla Yaradan'a saldırıdaydı, çünkü can sadece Allah'ındı.