ilknur

ilknur
@ilknnurr
23 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Kırmızı Pazartesi
9/10
·112 syf.··
2020 32. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2020 14:13
·
''Cronica de una Muerte Anunciada." İspanyolca adıyla –Öngörülmüş Ölümün Kronolojisi- Bir kitabı elimize aldığımızda konusunun cinayet olduğunu bilebiliriz ancak ilk sayfadan kimin öleceğini genelde öğrenemeyiz. Kitabın diğerlerinden farkı tam burda çünkü Marquez maktülü ve katilleri ilk sayfada bizlere sunuyor. Bu noktada merak unsurunun azalmasını beklesek de aslında merakımız katlanıyor. Akışta ilk olarak Santiago Nasar’ı tanıyoruz ve tüm gizemin başladığı düğün gecesiyle devam ediyor. Burdan sonrasını ‘ neden olmuş olabilir, nasıl yani ‘ diyerek okumaya başlıyoruz. Aslında günümüzde de gerçekliğini koruyan namus cinayetlerinin bir toplum üzerindeki etkilerini ve bu şekilde dağılan ailelerin gözler arkasındaki nedeni hikayesiydi. Denilir ki biri ölür ,birileri hapse girer bu şekilde namus temizlenmiştir. Bu hikayede beni etkileyense bunlar değildi. Beni etkileyen sözde namusu temizlenen Angela Vicario’dan bahsedilen son satırlardı: Onun karşılıksız kalan mektupları. Aradan geçen zamandan sonra onu ilk gördüğünde kuzenin söylediği sözlerdi. ‘…hayatın en sonunda kötü bir romana bu kadar benzeyebileceğini kabul etmek gelmiyordu içimden.’ Son olarak kitap bir solukta okuyabileceğimiz kalınlıkta fakat çok fazla karakterden bahsedilmesinden sebep ilk sayfalarda içine girmeyi zorlaştıran tarzda,ancak dediğim gibi akışı yakaladığınızda keyifle okunacaktır. İyi okumalar.
Edebiyat
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
ilknur
Merak ettiğim ve okumakta tereddüt ettiğim bir kitaptı. Bu güzel incelemen için teşekkürler Mihrim, sayende kitap, okuyacaklarım arasında sırasını yükseltti :’)
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·288 syf.··
2020 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2020 22:31
İnsanlar ve bilhassa da biz gençler hayatımızın belli dönemlerinde önümüzü görmemize yardımcı olacak, yolumuza ışık tutacak bir rehbere ihtiyaç duyarız. Zira vakit geçmeden ve geç kalmadan hayatta birtakım şeyleri başarabilmeyi ister ve geriye dönük pişmanlıklardan korkarız. Bunun için de bizim geçtiğimiz yollardan daha önce geçmiş ve birçok şeyi tecrübe edinmiş insanların ışığına ihtiyaç duyarız. Tüm bunları düşünerek bu kitabı edindim ve tüm dikkatimi vererek, ilgiyle okudum. İlber Ortaylı bu kitabında edebiyattan eğitime, sanattan şehir yaşantısına pek çok konuda bilgi birikimlerini ve yaşadığı tecrübeleri samimi ve anlaşılır bir dille okuyucuya sunuyor. Ancak belirtmem gereken, çok önemli olduğunu düşündüğüm bir nokta var. Kitabın isminden kaynaklanan daha okumaya başlamadan kişide oluşan “Hayatımı ne kadar dolu geçirdim?” ve “Daha yapamadığım neler var?” soruları kitabı okurken asla peşinizi bırakmıyor ve bu bazen moral bozuklukları yaratabiliyor. Bu yüzden kitabı okuyacaklara tavsiyem bu çalışmayı İlber Ortaylı’nın ömrünü nasıl geçirdiğini anlattığı bir kitap olarak düşünmeniz ve kitabı okurken kendi hayatınızla kıyaslamak yerine onun tecrübelerinden ve önerilerinden istifade etmeyi amaç edinmeniz. Unutmayalım; herkesin yaşadığı, büyüdüğü çevre, coğrafya, sahip olduğu ekonomik koşullar bambaşka. İnsanlar seçemediği şartlarda dünyaya geliyor ama pek tabii bir şeyleri değiştirmek de yine bizlerin elinde. Gayemiz; en başta iyi bir insan olmak ve ardından hayatımızın her dakikasını doldurmak, kendimizi geliştirmek, ülkemizi ileriye taşımak, çok okumak ve hangi işi yapıyorsak yapalım o işte en iyisi olabilmek olsun. Gelecekte insanların hayatlarına ışık olabilecek bir geçmiş bırakabilmek dileğiyle...
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,1bin okunma
Mihriban isimli okura yanıt verildi
ilknur
Değerli yorumun için teşekkür ederim Mihrim :’)
10/10
·68 syf.··
2020 14. kitabı
Merhaba okur dostlarım,ilk incelememi Antov Çehov’la yapıyorum ve bir ilk daha var ki o da okuduğum ilk Çehov kitabı olması. Evett kitabımıza gelirsek kısa olması sebebiyle elime almışken okuyayım diyorsunuz ama kitap size öyle okudum bitti gitti tadında olmadığını daha ilk sayfalarında gösteriyor dostlar. Koğuş deyince hapishane düşünmüş olabilirsiniz ki ben de öyle düşünmüştüm.Ancak burası unutulmuş bir taşradaki akıl hastanesidir amiyane tabiriyle bir tımarhane. İlk olarak bu koğuştaki beş kişiyi tanımaya başlıyoruz ki bu hikaye için gayet ayrıntılı bir tanıma oluyor.Sonrasında Altıncı Koğuş’un eğitimli akıl hastası İvan Dmitriç’le tanışıklığımız devam ediyor.Devamında Doktor Andrey Yefimiç’le tanışıyoruz bu taşradaki yegane doktorumuz, geçmişinde papaz olmayı düşlerken. Andrey Yefimiç kendini yalnız hisseden, çoğu vaktini kitaplarıyla geçiren ,aslında geri kalmış bu taşra hastanesi için bir şeyleri değiştirmeyi düşünebilen ama icraat noktasında kendine asla görev yükleyemeyen belki sadece dışarıya emir veremiyormuş gibi görüsünde aslında kendi iç savaşının da epey şiddetli olduğunu düşündüğüm bir karakterdi.İşte tam bu noktada İvan Dmitriç ile olan sohbetleri devreye giriyor ve siz de gidererek o anları yaşamaya başlıyorsunuz.Bir deliyle doktorun muhabeti söylentisi dolaşmaya başlıyor ki gerçekten kimin deli kimin akıllı olduğunu bir daha düşünmeye başlıyorsunuz. Beni en çok etkileyen kısımda İvan Dmitriç’in duyarlılığı, adaletsizliğe karşı tavrının yanında Andrey Yefimiç’in göz ardı etmeyi,umursamazlığı tüm içtenliğiyle(öyle biri olmadığını anlasa da) anlatmaya çalışması oldu. Öylee...Uzatmış olabilirim dostlar ama okuyun okutturun hiçbir şey olmazsa da Altıncı Koğuş’a gitmiş gibi olacaksınız.Bir de akıllı kime denir diye düşünebilirsiniz. ~Aziz Dostum
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,2bin okunma
ilknur
Okumaya doyamadık, incelemelerinden mahrum etme bizi üstad :))
6/10
·280 syf.··
2020 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2020 20:18
Eveet dostlarım, ilk incelememle karşınızda olmaktan büyük heyecan ve mutluluk duymaktayım :)) Başta belirtmek isterim ki çoğunluğun aksine kitaba dair genelgeçer şeylerden bahsetmektense kitabın beni ne şekilde etkilediği ve naçizane kitaba dair bende oluşan düşünce ve izlenimleri sizinle paylaşmak istiyorum. — — — Öncelikle bazı kısımların fazla uzatıldığını ve okurken kopacak gibi olduğumu söylemeliyim. Bu çoğunlukla kitabın ilk yarısında söz konusuydu, sebebi belki de ilk yarının eylemden çok düşünce ve felsefe üzerine ağırlık vermesinden olabilir. Ancak kitabın özellikle son yarısı oldukça akıcı, gerilimli ve merak uyandırıcıydı, bir yerden sonra sonunu tahmin edebilsem dahi merakım sürdü. Kitabı okumaktan keyif almakla beraber kitap hakkında çok beğenerek görüş belirten diğer okurlar kadar yükselemediğimi de belirtmeliyim :/ — — — Kitaba hakim olan Dorian Gray ile birlikte özellikle Lord Henry ve Basil Hallward karakterlerinden Lord Henry’ nin savunmaktan asla vazgeçmediği hedonist fikirleri, her konu hakkında söyleyecek bir şeylerinin oluşu ve benim asla kendisiyle aynı fikirde olmayışım sebebiyle bu beyefendinin dilinden yazılan satırları okumakta bir hayli zorlandığımı itiraf etmeliyim. Kitapta Dorian Gray’in günahlarının kirlettiği ruhu ve bunun yansıması olarak portresinin gün geçtikçe bakılamaz hale gelişinin sorumlusu, Dorian Gray’in düşündüğünün aksine Basil Hallward değil Lord Henry olarak karşımıza çıkıyor. Okurken başlangıçtaki saflığını ve kafamda istemsiz canlandırdığım herkesi hayran bıraktığı kusursuz yüzü ile güzel karakteri, kitabı okudukça bende yerini iğrendiğim bir Dorian Gray’e bıraktı. — — — Dorian Gray, sebebi olduğu onca kötü sonuçtan kendini sorumlu tutmayışıyla beni deliye döndürürken sonlara doğru iyi bir insan olmaya çabalayışı ve
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899bin okunma
Mihriban isimli okura yanıt verildi
ilknur
Estağfirullah üstadım biz daha pişiyoruz senin yanında :))