Unut Kuşu, Alzheimer temalı, kısa ama derin izler bırakan bir kitap. İstanbul’daki bir sitede yaşayan yaşlı bireylerin anıları, unutulmuş acılar ve sessiz özlemler eşliğinde anlatılıyor.
Kitap, kentsel dönüşümle yükselen ihtişamlı binaların içinde, geçmişe özlem duyan hayatların mütevazı sessizliğini gözler önüne seriyor. Aynı zamanda insanların davranışlarının ardındaki acı deneyimlere de incelikle dokunuyor.
Öyküler yalnızca bireysel hafızayı değil, toplumsal belleği de taşıyor. 1950’lerde İstanbul’da azınlıklara yönelik saldırılar, Alevi köylerine yapılan şiddet gibi karanlık anılar da unutulmasın diye hatırlatılıyor.
Günlük hayatın telaşı içinde bu kitap bana “dur ve dinle” dedi. Sessiz ama derin bir etki bıraktı. Her hikâyede bir parça insanlık, bir parça vicdan ve çokça hatırlama vardı. Belki siz de bu sayfalarda kendinizden ya da unuttuklarımızdan bir şey bulursunuz.
Unut Kuşu, özellikle insan psikolojisine, yaşlılık dönemine, toplumsal hafızaya ve derin duygulara ilgi duyan okurlar için bir tercih olabilir. Sade ama güçlü anlatımıyla kısa sürede okunup uzun süre zihinde kalacak bir eser.
Turgut Özakman’ın Çılgın Türkler: Kıbrıs eseri, yakın tarihimize farklı bir gözle bakmamı sağladı. Milli mücadele deyince akla genellikle Kurtuluş Savaşı gelir. Ancak Kıbrıs Barış Harekâtı da, aynı ruhla yürütülmüş; milletimizin kardeşlik hukuku, onuru ve bağımsızlık kararlılığı için verdiği son derece anlamlı bir mücadeledir. Bu defa hedef; yalnızca toprak değil, yıllardır zulüm gören bir halkın yeniden nefes alabilmesiydi.
Kıbrıs, yarım asır sonra tekrar cepheye çıkan Türk ordusunun; disipliniyle, cesaretiyle ve vicdanıyla yazdığı modern bir destandır. Komutanların feraseti, Mehmetçiğin azmi ve milletin yüreğiyle örülmüş bir zafer hikâyesi... Özellikle İsmet İnönü’nün diplomatik tecrübesiyle sürece yön verdiği anlarda bir milletin stratejik zekâsına tanıklık etmek gurur verici. Ve elbette Bülent Ecevit… Şair ruhlu ama milletine yürekten bağlı, halkçı, dik duruşlu bir lider olarak bu sürecin en belirleyici isimlerinden biri. Nutukla değil, iradeyle milliyetçiliği temsil etti.
Ancak ne yazık ki bu kazanımlar, yıllar sonra Annan Planı gibi dış kaynaklı dayatmalarla gölgelenmeye çalışıldı. 2004’te ortaya atılan bu plan, KKTC’nin kurumsal yapısını zayıflatacak, Türk askerinin adadaki meşru varlığını sınırlandıracak ve Kıbrıs Türk halkını Rumlara karşı savunmasız bırakacak maddeler içeriyordu. Ne acıdır ki bu plan, halkımıza barış umudu vadederek sunuldu ve Kıbrıs Türk halkı iyi niyetle bu plana onay verdi. Oysa Rumlar, ezici çoğunlukla “hayır” diyerek çözümden yana olmadıklarını açıkça gösterdi. Avrupa Birliği ise Rum tarafını ödüllendirdi, Türk tarafını ise yalnız bıraktı. Bu süreç, barış adı altında Türk halkının kazanımlarının nasıl feda edilmeye çalışıldığını gösteren tarihî bir kırılma noktasıdır.
Kıbrıs; bir milletin sabrının, birlikteliğinin ve gerektiğinde