Eskiden hapishanelerde ağır cezalı mahkûmların ayaklarına takılan kalın ve ağır zincirlere pranga denirmiş. “Hasretinden Prangalar Eskittim” başlığı ile şair sevgisini ağır bir cezaya benzeterek çok güzel betimlemiş. Bitmek bilmeyen ve her seferinde yenilenecek bir sevda.. Ahmed Arif’in bu kitabı şairin hayattayken yayınlanan ilk şiir kitabıdır. Gerek kullandığı dil, gerekse şiir yazış tarzı tamamen kendine hastır. Yaşadığı yerin, dönemin, Türkiye’nin siyasi durumunun etkisiyle yazmış, kısa zamanda adı toplumcu-devrimci şairler arasında yerini almıştır. Şairin şiir kitabı ve şiirleri hakkında birçok dergide eleştiriler yapılmıştır. O eleştirilerden bazı kesitler okumak Ahmed Arif’in şiirini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Cemal Süreya onun şiiri için şunları söylüyor: “Uyrukluk tanımayan, yaşsız dağları "âsi" dağlan. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri. "Daha deniz görmemiş" çocuklara adanmıştır. Kurdun kuşun arasında, yaban çiçekleri arasında söylenmiştir, bir hançer kabzasına işlenmiştir. Ama o ağıtta, bir yerde, birdenbire bir zafer şarkısına dönüşecekmiş gibi bir umut (bir sanrı, daha doğrusu bir hırs), keskin bir parıltı vardır.”
Şiirlerinde öyle imgeler ve anlamlar vardır ki okurken üzerinde iki kere düşünmek gerekir. Örneğin bir röportajında “ Bir ben bileceğim, ne afat sevdim.” mısrası için ben de bilirdim çok sevdim, yürekten sevdim demeyi ancak bizim oralarda mesela afat korkunç, kahredici, karşı konulmasına olanak olmayan bir bela anlamında kullanıldığı için ve şiire bir derinlik katması açısından bu kelimeyi kullandım diyor. Yine, “Dört yanım puşt zulası” dizeleri için herkes puştun ve zulanın ne demek olduğunu bilir ancak benim burada söylemek istediğimi anlayabilirler mi bilemem der. Zula genel olarak gizli yerler için kullanılan bir sözcüktür.