Eğer zihnimizin dışında bir dünya olduğuna inanmak bize son derece doğal geliyorsa, belki de böyle bir inanç için bir kanıt aramamıza gerek yoktur. Sadece bu inancın var olmasına izin verelim ve haklı olduğumuzu umalım. Aslında çoğu insanın söz konusu inancı ispatlama girişiminden vazgeçtikten sonra yaptığı şey de budur: İnsanlar şüphecilik aleyhinde nedenler ortaya koyamasalar da, şüphecilikle de yaşayamazlar.
XX. Yüzyıl bize hiçbir doktrinin mutlaka kendiliğinden özgürlükçü olmayacağını, hepsinin, komünizmin, liberalizmin, milliyetçiliğin, büyük dinlerden her birinin, hatta laikliğin kontrolden çıkabileceğini, hepsinin yozlaşabileceğini, hepsinin elinin kana bulaştığını öğretmiş olacak. Hiç kimse fanatizmin tekeline sahip değil ve tam tersine hiç kimse de insanlığın tekeline sahip olamaz.
..Aklımı kurcalayan tek bir sorun var: Neden evrim Batı'da bu kadar olumlu gelişti de, Müslüman dünyasında bu kadar düş kırıcı oldu? Evet, vurguluyor ve ısrar ediyorum: uzun bir hoşgörüsüzlük geleneği olan, ''Öteki'' ile yan yana yaşamaktan her zaman rahatsızlık duymuş olan Hıristiyan Batı ifade özgürlüğüne saygılı toplumlar çıkarabilmişken, uzun zaman yan yana birlikteliği uygulamış olan Müslüman dünyası neden artık fanatizmin kalesi olarak görülüyor?