MARCUS AURELIUS: FELSEFESİNİ YAŞAYAN ADAM
Marcus Aurelius denince aklımıza güçlü bir imparator ve aynı zamanda büyük bir düşünür geliyor. Fakat onun asıl etkileyici tarafı, düşüncelerinin sadece zihninde kalmamasıydı. İnandığı değerleri bizzat kendi hayatında yaşamayı seçti. Birçok çocuğunu küçük yaşta kaybetti. Kaynaklara göre 13 çocuğu oldu, ancak büyük bir kısmı yetişkinliğe ulaşamadı. Hükümdarlığı boyunca savaşlar, salgın hastalıklar ve siyasi krizlerle mücadele etti. Buna rağmen hayata karşı bakışını ve erdemlerini korumayı başardı. Şikâyet etmek yerine yaşadığı olaylara nasıl tepki vermesi gerektiğine odaklanan biriydi. Çoğumuz hayatın zorlaştığı anlarda hızlıca öfkeleniyoruz. Sanki hiç zorluk yaşamamamız gerekiyormuş gibi düşünüyoruz. Oysa Marcus Aurelius, güçlü olmanın başına kötü şeyler gelmemesi değil, kötü şeyler geldiğinde kim olduğunu unutmamak olduğunu hatırlatıyor. "Hayatın mutluluğu, düşüncelerinin niteliğine bağlıdır." Bu cümle ilk okuduğumda bana oldukça basit gelmişti. Ancak zamanla ne kadar derin bir anlam taşıdığını fark ettim. Çünkü çoğu zaman bizi yoran şey olayların kendisi değil, onlar hakkında kurduğumuz düşünceler oluyor. Bir başka sözü ise bana sık sık kendimi hatırlatıyor: "Önündeki işe odaklan." Bugün yaşadığımız kaygıların büyük bir kısmı geçmişte yaşananlarla veya henüz gerçekleşmemiş bir gelecekle ilgili. Oysa hayat, aslında şu an yaptığımız şeyden ibaret. Marcus Aurelius'un sık sık vurguladığı bir diğer konu da insanların kusurlu olduğunu kabul etmekti. İnsanlardan hiç hata yapmamalarını beklediğimizde, kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bu konuda söylediği şu söz oldukça güçlü: "İnsanların yanlış yapmasına şaşırma." Hayat kısa. Kontrolümüz sınırlı. Fakat nasıl bir insan olacağımıza karar verme gücü hâlâ bizim elimizde. Belki de Marcus Aurelius'tan
Vibia Sabina'nın Hayat Boyu Heykeli (İmparator Hadrian'ın Karısı) Vibia Sabina Roma İmparatoru Hadrianus'un eşi ve imparatoriçesidir (117-138). Hadrian'ın ikinci dereceden kuzeni olan Sabina, Trajan'ın yeğeninin kızıdır ve evlilikleri siyasi/dinamik nedenlerle (Plotina'nın isteğiyle) M.S. 100 yılında gerçekleşmiştir. Heykel: En bilinen hayat boyu (life-size) mermer heykeli, Hadrian'ın Tivoli'deki Villa Adriana'sında bulunmuştur. 2. yüzyıla tarihlenir, Sabina'yı ayakta, klasik Roma imparatoriçe kıyafetiyle (zarif drapeli elbise) idealize edilmiş genç ve asil bir ifadeyle gösterir. Heykel, dönemin heykel sanatının zarafetini yansıtır ve genellikle Hadrian heykelleriyle birlikte sergilenmiştir. Sabina, Hadrian'la evliliği boyunca resmi görevler üstlendi ancak evlilikleri mutsuz olarak bilinir (Hadrian'ın ilgisi başkalarındaydı). Ölümünden sonra Hadrian tarafından tanrılaştırıldı (Diva Sabina). Heykel bugün çeşitli müzelerde (örneğin Villa Adriana buluntuları) görülebilir. Bu heykel, Roma İmparatorluk sanatında imparatoriçelerin resmi portreciliğinin tipik bir örneğidir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
TARİHTE KAYDEDİLEN İLK BİYOLOJİK SAVAŞ 1266 yılında, Kırım'daki Orda valisi Uran-Timur, Cenevizlilere Kefe'de bir ticaret merkezi kurma izni verdi - elbette, büyük bir vergi karşılığında. Koloni hızla büyüdü ve 1298 yılına kadar kendi konsülü olan Paolino Doria tarafından yönetildi. Bu aktif genişleme, Venedik ile Venedik arasındaki ilişkilerin daha da kötüleşmesiyle çakıştı. 1291 yılında Mamluk sultanı El-Aşraf Halil, Akre'yi feth etti. Akre'nin düşmesiyle Venedik, doğu'daki ana ekonomik üssünü kaybetti ve geleneksel pazarlara erişimini kaybetti. Bunun yerine, kuzeye, Karadeniz'e doğru ilerlemek zorunda kaldı. XIII. yüzyılın sonunda Cenevizliler Trabzon'da sağlam bir şekilde yerleşti. Resmi bir ferman (hrizovul) ancak 1319'da yerel imparator tarafından verildi, ancak Cenevizlilerin en az 1291 yıldan beri imparatorluğun içinde olduğu biliniyordu ve ferman, zaten var olan bir koloni için düzenleniyordu. Ancak Venedik'in bölgedeki konumu hala zayıftı. O zaman, Pisa ile bir ittifak kurarak Ceneviz, Venedik'e karşı açık bir savaş başlattı (1293-1299). Savaş karışık başarılarla devam etti, ta ki 1298'de Adriyatik Denizi'ndeki Curzola adasında belirleyici bir savaş gerçekleşmedi. Ceneviz donanması, Amiral Lamba Doria komutasında, Venedik donanmasını tamamen yendi. Kayıplar Venedik için felaket oldu: 65 gemi, 9.000 ölü ve yaklaşık 7.000 esir. Bu arada, esirler arasında ünlü gezgin Marco Polo da vardı. Venedik donanma komutanı Andrea Dandolo, utanç verici bir şekilde kendini öldürdü (efsaneye göre, gemisinin direğine çarparak). 1299 baharında taraflar Milano'da bir araya geldi ve Venedik, Karadeniz'e girmemeye 30 yıl söz verdi. Ancak Venedik, güçlerini topladıktan sonra hızla verilen taahhütleri ihlal etmeye başladı. Tek bir Trabzon yeterli değildi - Venedik, Kuzey
"İzleyin!" diye kükredi kale kulesinden, "Ben, kökenini güneş tanrıçası Amaterasu'ya dayanan doksan beş nesildir süren soyun varisi İmparator Go-Daigo'nun ikinci oğlu Prens Morinaga'yım. Adamlarım kaçtı. Şimdi onlara ve size olan tiksintimden kendimi yok edeceğim! Dikkatle izleyin ve karınlarınızı nasıl keseceğinizi öğrenin, çünkü sizin gününüz de kesinlikle gelecek." Zırhını çıkardı ve kuleden aşağı fırlattı. Artık tüm düşmanları, onun bir prensin giysilerini ve pelerinini giydiğini görebiliyordu. Onlar izlerken, karnına bir kılıç sapladı, temiz bir şekilde soldan sağa doğru kesti ve bir avuç bağırsağını duvara fırlattı. Dizlerinin üstüne çökerek, kılıcın ucu boğazına değene kadar kılıcı ağzına soktu. Sonra kendini ileri doğru itti ve öldü.
Alıntı
Selam sana imparator! ︎ ♡
Bunlar, bu memnun etmek istedikleri, ne biçim insanlar? Hangi amaçla, hangi eylemlerle! Zaman her şeyi nasıl da hızlı örtecek, onca şeyi çoktan örttüğü gibi! Yıldızların Örtüsü Yoktur
"Hiç Bir Şeye Güvenme Bak, Eros Tanrıydı, Sezar İmparator, Biri Don Markası Oldu Ötekisi Salata... "
1000Kitap