Sarayların çekiciliği kadar, sokak kalabalığının ve kör kuvvetinin alkışlarına kulak asmadan, halka rağmen, fakat halk için çalışmak... Zaten inkılapçılık bu demek değil mi?
Uygarlığın ehramı, ne yalnız bir ülkenin, ne yalnız bir kavmin, hatta ne de yalnız bir çağın eseridir. Her aşaması taş taş üstüne konularak ve bütün insanoğullarının, kanı, canı ve alın teri ile yükselen bu ehramın tarihi, insan denilen soy yaratığın, çağlar içindeki sonu gelmez mücadele ve katlılarının, bir hikayesi gibidir...