Eğitimin iyisi müzikle, matematik ve filolojiyle, bir de sporla olur. Bunu sağlayamadığınız sürece , istediğiniz kadar okul açın; netice değişmez. Neden biliyor musun? Zira tarihi zamandan geriye gittikçe , sağlam bir filoloji ve textology denilen metin okuma ustalığı gerekiyor. Dünyanın dibine inmek için bu gerekir. Coğrafya bu vasfı tamamlar. Bir toplum ancak filoloji bilgisine sahipse bütün zamanları kontrol ediyordur. Bir toplum musiki ve matematikten anlıyorsa bütün insanlıkla irtibat kurabiliyordur, dünyalı olmuştur. Bu gerçeği Türkiye’de kimsenin görmediğini söyleyemem, elbette idrak edenler çıkmıştır. Evvela Mustafa Kemal Atatürk anlamıştır. Daha önce bazı Tanzimat asker ve sivillerin bu konuda girişimi vardır; ama genel eğitim içerisinde, bu söylediğim unsurlara sistematik olarak yer vermek Cumhuriyet döneminin işidir. Fakir nüfusunu harplerde kaybetmiş, kır sanayi bölgelerini elinden çıkarmış, Anadolu’ya hapsedilmek isterken bir nebze olsun dışarı çıkabilmiş Türkiye Cumhuriyetinin başındaki Ulu Önder, şüphesiz bunun öneminin farkına ziyadesiyle varmıştır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Elitlik, illa paranın veya mülkün gücüne sahip olmak veya iktidar üyesi olmak demek değildir; illa bir diploma almak da değildir. Elit lafından zinhar kaçınmayacaksınız. Tam aksine, çocuklarımızın bir düstur olarak elit biçimde yetişmesi gerekiyor.
Elitlik, işini iyi yapan insanların toplumda dikeyine sınıflandırılmasıdır. Elit sistem demek ırsi aristokratlık, soyluluk değildir; paranın elimizin değildir; aklın, yeteneğin elitizmidir. Aklın elitizmi de illa ki matematik, fizik dahisi çıkaracak bir elitizm değildir; el emeği uzmanlarının da eliti vardır; yani parmakların ve ellerin de eliti bulunur. Söz gelimi, Türkiye’de benim tanıdığım en elit insanlardan biri döşemediler loncasının eski başkanlarından Hüsnü Diker Ustaydı.
Hüsnü Diker tam bir lonca ustasıydı. Anlatırdı; kalfa olmak için üç sene bozmuş dikmiş, bozmuş dikmiş; bir koltuğa döşeme yapmış. Yani bir nevi doçentlik tezi hazırlamış.Bütün ustalar toplanmış koltuğa bakıyor; “aa bu iyi” diyorlar; “peştemal kuşatacağız” diyorlar. Demek ki akademideki gibi cübbe giydiriyorlar.Hüsnü usta herkesin elini öpüyor. O, “şimdikilerin yaptığına döşeme denmez. Bunlar semerdir, büyükannem de yapar.” derdi. Bu tabii bir eğitim meselesidir. Bugün o zanaatla uğraşırsanız, Hüsnü Usta dikişi diye bir dikiş olduğunu görürsünüz. Adam hususi bir dikiş geliştirmiş; yani ordinaryüslüğe ulaşmış, metot bırakmış.
Buna epey dikkat ettim. Türkiye’de öğretmen en önemli meseledir. Bu öğretmenlerimizi ıslah etmezsek, ellerinden tutmazsak, yeni nesillerini olsun kurtaramazsak, yaşam kalitelerini yükseltmezsek, niteliklerini desteklemezsek, onları fakirlikten çıkaramazsak, gelecek nesillerin hayatı düzelmez. Yoksa bizleri bekleyen hüsrandır.
- Bunu nasıl sağlayacağız?
Seçkinci, elit bir eğitim vererek sağlayacağız. Şunun üzerinde ısrarla durmamız gerekiyor: Eğitim doğrudan doğruya elitist olmak zorundadır. Elit olmaktan korkmayın. Bu utanılacak bir şey değildir. Elitist olmayan, elitlerini iyi değerlendiremeyen bir toplum dekadansa mahkûmdur. Çok açık ki insanların aklını ve kabiliyetini eşitleyemezsiniz, demek ki bu akla ve kabiliyete göre bir eğitim vermeniz gerekecek.
Her şeyi anlıyorum da parayı kendi yerine oturtan insan, kendisi nereye oturacak. Sahip oldukları insana değil , insan sahip oluklarına değer biçebilir değil mi? Eşyaların onuru olmaz ki...