Ağaçların büyürken birbirlerinin dallarına dokun-mamaya özen göstermesine taç çekingenliği deniyormuş. Göğe doğru parmaklarını uzatan bir ağaç, başka bir ağacın yolunu kesmemek için yeniden şekilleniyormuş yani. Yumruk, tekme ya da sert bir söz gibi ileriye at-lamıyormuş dallar. Ellerini koltuk altında saklayan bir dervişmişçesine geri çekiliyorlarmış.
Taç çekingenliğini ağaçlara insanların öğrettiğini düşünüyorum. Bilim adamları, koca büyüteçlerle rüzgârları ve yaprak yiyen böcekleri araştırabilirler tabii. Yaz kış demeden ormanlara kurdukları çadırlarda gözlemler de yapabilirler. Onların rakamlarla dolu bilimsel raporları da olabilir. Fakat gönül bazen bilimin dışında açıklamalar bekler bizden. Meselâ ağaçların bu ahlâka insanları izleyerek vardığını duymayı arzu edebiliriz.duymayı arzu edebiliriz. Yeşil tenlilerin taç çekingenliğini bir sultanın kızından öğrenmiş olmasını isteyebiliriz.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir zamanlar, bir çocuk tatlıya çok düşkünmüş. Ailesi çocukla alakalı endişe edince uzakta methini duyduk-ları bir şeyhe başvurmaya karar vermişler. Şeyh efendi durumu dinleyince, "Siz kırk gün sonra yeniden gelin!" diyerek aileyi uğurlamış. Aile, biraz canı sıkılarak da olsa denileni yapmış.
Kırk gün sonra geldiklerinde şeyh efendi, çocuğu karşısına alıp, "Bal yeme oğlum!" demiş. Çocuk da, "Tamam efendim." diyerek kabul etmiş. Aile duruma şaşırınca şeyh efendi izahatta bulunmuş: “İlk geldiğinizde nasihat etmedim çünkü ben de bal severim. Kendi yapmadığımız bir şeyi çocuğa söyleseydik tesîri olmazdı. Ben kırk gündür bal yemiyorum. Merak etmeyin, şimdi çocuğunuz bu hastalığından inşaallah kurtulacaktır." demiştir.
Selim Erdoğan, bu kitapta Milli Mücadele'nin gölgesinde kalmış ama zaferin kazanılmasında büyük pay sahibi olan komutanları sade ve akıcı bir dille anlatıyor. Kâzım Karabekir'den Fahrettin Altay'a kadar birçok ismin sadece askerî başarılarını değil, fedakârlıklarını, korkularını ve insan yönlerini de okuyucuya hissettiriyor.
Kitabın en güçlü yanı, Kurtuluş Savaşı'nı yalnızca Mustafa Kemal Paşa'nın değil, aynı ideale inanmış bir komuta kadrosunun ortak mücadelesi olarak göstermesi. Tarihi kuru bilgilerle değil, olayların içindeki insanları merkeze alarak anlatması eseri daha etkileyici kılıyor.
Milli Mücadele'nin perde arkasını, vatan uğruna her şeyini riske atan kahramanları tanımak isteyenler için sürükleyici ve öğretici bir çalışma. Tarihi sevdiren, okuru o günlerin atmosferine taşıyan bir kitap.