Puan vermedi
Çiçek, Çiçeğim… Keşke sonun böyle olmasaydı. Bu kitabı okumak, seni okumak çok güzeldi. Senin için mutlu olmak, senin için ağlamak çok güzeldi. Kendini kötü sansan bile içindeki iyiliği görmek çok güzeldi. İçindeki o çocuğun Ayza’yla beraber dışarı çıkacağına inanmak, senin tekrar bir çocuk gibi mutlu olacağına inanmak çok çok güzeldi. Ayza, Çiçek’i en çok sevdiğine inandığım sen oldun. Onu sevdiğini söyleyen herkese inat bunu hissettiren tek kişi oldun. İyi ki, iyi ki Çiçek’in hayatında oldun. Dolunay, Çiçek’i hak etmediğini düşündüm hep. Kitabın sonuna kadar da böyle hissettim. Dolunay, Doğukan, Asır, Kübra, Efe, Aycan… Hiç biri hak etmiyordu bence Çiçek’i. “Kalbim seni istiyor” diyen Asır bile. Kitabın sonunda onların da acı çekip, çekmediğini görmek isterdim. Bence Çiçek’in hayatına en son giren Ayza bile onlardan daha çok acı çekmiştir. En acısı da Çiçek hep onların en sevdiği şeyleri bildi, ama hiç biri, kardeşi bile, o en çok neyi sever bilemediler. Hiçbiri, hiçbir zaman onun yanında olmadılar, Dolunay’ın yanında oldukları gibi Çiçek’in yanında hiç olmadılar. Belki yanında olsalardı hiç bir şey böyle olmazdı. Ayza iyi ki vardı, iyi ki Çiçek kimsesiz kalmadı…
03:03 Dolunayda Açan ÇiçekN. G. Kabal · Ephesus Yayınları · 20205,1bin okunma
10/10
·464 syf.··
2026 192. kitabı
Bu kitabı okurken kendinizi bir labirentin içinde gibi hissediyorsunuz; her beyit, her sembol bir kapı açıyor. Modern dünyanın "hemen ulaşma" odaklı aşk anlayışına inat, burada aşk bir varış noktası değil, varışa giden yoldaki "yakıcı bir çaba". Aşk, ancak ateş denizlerinden geçilerek, insanın kendi kibrini geride bırakmasıyla ulaşılabilecek bir makam. Şiirin o yoğun, adeta büyüleyici diliyle sarmalanmak ve ruhunuzdaki "aşk"ı yeniden tanımlamak istiyorsanız, Hüsn ü Aşk sizi bekliyor. Bu sadece bir aşk hikayesi değil, bir "kendini bulma" rehberidir.
Hüsn ü AşkŞeyh Galip · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,682 okunma
Reklam
Gök Kubbenin Altında Bir Başına: Harita Odasında Kaybolan Dev
Puan vermedi·517 syf.··
2023 3. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki hava değişir, duvarlar üzerinize doğru esner ve aynadaki yüzünüze bakacak cesareti kendinizde zor bulursunuz. Benim için bu hayatta okuduğum en iyi, en sarsıcı hikâyedir Martin Eden. Bu, bir ruhun kırıla kırıla, yana yana kendi küllerinden bir dev inşa edişine ve sonra o devin kendi yarattığı yalnızlık okyanusunda boğuluşuna yakılan merhamet dolu bir ağıttır. Jack London, Martin’in şahsında bize sadece bir başarı ya da başarısızlık öyküsü anlatmaz; ham bir gücün, rafine bir yabancılaşmaya nasıl evrildiğini sezdirir. Martin’in aristokrat bir eve ilk adım attığı o sahne, hantal bedeniyle nesnelere çarpmaktan korkan, kollarını nereye koyacağını bilemeyen o kaba saba denizcinin ürkekliği aslında yolun henüz başıdır. Duvardaki yağlıboya tabloya yaklaştığında güzelliğin özensiz boya darbeleri arasında kaybolduğunu görüp şaşırmış, gerilediğinde ise resmin yeniden muhteşem bir fırtınaya dönüştüğünü görmüştü. "Dalavereli bir resim" diye geçirmişti içinden. Martin’in trajedisi tam olarak bu tespitte gizlidir. Uzaktan kusursuz, pürüzsüz ve semavi görünen o burjuva dünyası, içine girdikçe tıpkı o tablo gibi çözülmüştür. Yaklaştıkça görmüştür ki, tapındığı o insanların zihinleri sığ, kalpleri hesapçı, entelektüel derinlikleri ise sadece ezberlenmiş kalıplardan ibarettir. Oysa Martin açtır. Bilginin o uçsuz bucaksız harita odasında rehbersiz yolunu bulmaya çalışırken, kelimeleri birer uysal hizmetkâr yapabilmek için uykuyu beş saate indirirken kalbinde sadece saf bir aşk ve güzellik arayışı vardır. Çamaşırhanenin o cehennemî sıcağında, insanı iş hayvanına çeviren o öldürücü ritmin içinde bile ruhunun derinliklerinde parıldayan o ışığı korumak için direnmiştir. Peynir Surat’la on bir yıl boyunca dövüşen o inatçı çocuk, editörlerin
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Puan vermedi·392 syf.··
2026 77. kitabı
Geçen davanın katilini yakalamasının üzerinden henüz üç ay geçmişken, uğradığı haksızlıklar yüzünden Cinayet Masası’ndan Bromley Proje Ekibi’ne katılan Dedektif Erika Foster için yeni görevi biraz pişmanlık yaratır. Kendisini uyuşturucu çetelerinin peşinde, masa başında ve ait hissetmediği bir yerde bulan Erika, eski bir taş ocağı göletinin dibinde dört milyon sterlinlik uy*şturucu bavulunu aratırken asıl sürprizle karşılaşır. ​Suların altından sadece uy*şturucu değil; paslı zincirlere sarılı, 26 yıldır karanlıkta bekleyen 7 yaşındaki Jessica Collins’in iskeleti çıkar. Yeni birimi geçmişte kalan bu davanın üzerini kapatmaya çalışsa da Erika, ruhundaki o bildik adalet dürtüsüyle çeyrek asırlık bu vahşeti aydınlatmak için hem yeni amirlerine hem de geçmişin katiline karşı tek başına savaş açar. Neyse ki bu savaşta eski ekibinden sadık dostları Moss ve Peterson onun yardımına koşar. Erika'nın yeni görevi ile eski birimini ortak bir çalışma zemininde buluşturan bu lanetli dava, geçmişle bugünün hesaplaşmasını da kaçınılmaz kılar. Ama bu sandığı kadar kolay olmayacaktır. ​Erika’nın, bunca yıl sonra neredeyse tüm delillerin yok olduğu bir cinayetin peşine düşmesi sıradan bir inat değil; onun adalet eyleminin ta kendisi. Ancak o geçmişi deştikçe, o dönemin karanlık sırlarını saklayan duvarlar sarsılıyor ve karşımıza sadece eski bir katil değil, gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek için yeni cinayetler işlemekten çekinmeyen canlı bir canavar çıkıyor. Soruşturma ilerledikçe davanın sadece dışarıdaki düşmanlarla değil, teşkilatın içindeki köstebeklerle, bürokratik engellerle ve iki farklı birim arasındaki sürtüşmelerle de bir savaşa dönüşmesi, kitabın gerilimini tırmandırıyor. ​Erika'yı benim gözümde kurgusal bir figürden çıkarıp kanlı canlı, nefes alan gerçek bir
Derin SularRobert Bryndza · Yabancı Yayıncılık · 2018544 okunma
imdat
Yok dayanamıyorum, bir kitaba başlayıp yarım bırakmaktan veya bir seriyi yarım bırakmaktan nefret ederim ama olmuyor yani sabredemiyorum. Okurken gerçekten sinir harbi geçiriyorum. Kadın aklımla dalga geçiyor resmen ya. Hiçbir şey mi manalı olmaz, hiçbir olayın mantıklı bi sebebi yok. Bi karakter atıyor ortaya en kötüsü en nefret dolusu bakışları olan bi tip 50 sayfa sonra aa bunu iyi yapalım aslında yaptığı her şeyin böyle bi sebebi olsun. Ya ama bize bi hissettir bunu karakterde damdan düşer gibi aniden aklına geldiği gibi yazamazsın. Dünyanın bi düzeni yok oturmuş hiçbir şey yok. Ölümüne korunan kaç yıllık şehir ortalık malı oldu. Önem verilen durumlar 5 dakika sonra harcanabilir bi konumda oluyor, e hal buyken ben okuduğumu ciddiye alamıyorum yani. Zaten Ryhs ve Feyre beni çıldırtıyor yani her ortamda bi çekim muhabbeti ay tamam anladık en çok sizsiniz. Zamanında taciz edildiği için korunma olarak kütüphaneye sığınmış kadınlar hakkında konuşup bunun dramını yapıp 3 sayfa sonra orada sevişmekten bahsediyorlar ya gerçekten mi! Bu seriyi neden bu kadar çok seviyorlar hiç anlam veremedim maalesef. Yan karakterler daha aklı başında ama yine derinlik yok bi türlü okura geçmiyor. Yazar o an karar verip böyle bir şey olsun diyip yazıyor hissi veriyor. Zaten 2. Kitaptan sonra sabrım dolmuştu çünkü onun serinin en iyi kitabı olduğunu söylüyorlardı. Hadi dedim inat ediyim biraz daha okudum, ki bu kitabın başı güzel başladı bence Tamlinin sarayını içten çökertme çalışmaları olsun, kemik toplayan adama ziyaret olsun güzeldi ama gerçekten her yerden bi saçmalık fırlıyor iki güzel olaya denk gelicem diye bu kadar vaktimi vermeye katlanamıyorum yani. Her şey çok zorlama Tamlin nefreti de başta geliyor mesela. Yan karakterler daha sevimli mesela onları okusaydık sadece keşke
Kanatlar ve Küller SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20183,519 okunma
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 70. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:32
Dağlarda Koşan Kadın Yūko Tsushima Yirmi yaşında hamile kalıp , babasız bir çocuk dünyaya getiren Takiko Odaka, bizi 1970'lerin Japonya'sında bizi karşılıyor . Toplumun ön yargılarına inat , babasının şiddetine , annesinin baskısına inat bebeğini doğurup büyütmeye kararlıdır. Hamileyken annesinin kürtaj olması konusundaki ısrarına karşın herkese karşı gelip kucağına almıştır yavrusunu . Babasız da bir çocuk büyüyebilir evet bir yanı eksik olacaktır ama bir cana kıymayı asla istemez. Babasından gördüğü eziyetler , hakaretler onu çocuğuna karşı hem anne hem baba olmaya iter. Yaşadığı baba evi onu ne kadar bunaltsa da çocuğunu o evde büyütmeye devam eder. Bir yandan da yarı zamanlı iş arar. ~~~~~~~~ Toplumda yalnız bir anne ve kadın olarak ayakta kalmaya çalışır. Eleştirilere kulağını tıkar. Bulduğu iş fırsatları onun içinde bulunduğu bunalımı biraz olsun yumuşatır . Ve girdiği son işinde Kambayaşi isimli down sendromlu bir çocuk babası olan adamla karşılaşması sonucu dünyası renklenir ama kısa bir süreliğine. Peki neden kitabın ismi Dağlarda Koşan Kadın ? Çektiği bütün sıkıntı ve bunalimlar onu çıkmaza sürüklesede Dağ onun özgürlüğü olur .... ~~~~~~~~ Toplum baskısı , bir kadinin kendi ayakları üstünde durabilmesi, bütün olumsuzluklara karşı çocuğunu koruması , bir kadının çevresine karşı tutumu , baba sevgisinden mahrum yetişmesi ....kitabın satırları bu temalardan oluşuyor. Yazarinda kendi gerçek yaşamından kesitler içermekte. Okurken sizi yormuyir yazar fakat kitap bittiğinde bir boşlukta hissediyor okuyucu kendini . Eeee şimdi ne olacak ? Takiko hangi yoldan hayatına devam edecek diyorsunuz. ... Etkileyici , cesur ve düşündürücü bir eser sunmuş yazar . Duygu nedir bilmemeyi , duygusuzca var
Dağlarda Koşan KadınYūko Tsushima · Jaguar Kitap · 202543 okunma
Reklam
Reklam