Keşküller bittikten sonra, boş kaplar masanın üzerinde dururken Leyla’nın ince uzun zarif parmaklı eli milim milim yaklaşıp genç adamın eline dokunduğunda sanki Michelangelo’nun Âdem’in yaratılışı freskindeki gibi tanrı ve insan birbirine değmiş oldu. Yürekleri aynı ritimde atmaya başlamıştı. 
"Böyle düşünmüyorsunuz demek? Akıllıca bir davranış, ay rıca kendinizi çok ince bir şekilde ifade ettiniz."
"Hatta bazen çok akıllıca sözler söylediğinizi düşünüyorum Az önce mesela cok anlamlı bir söz söylediniz. Hipolit konusun-da, 'Sizde sevgi eksik, sadece hakikati görüyorsunuz bu da haksızlık etmenize sebep oluyor' dediniz.
"Ne güzeldi o günler! Anımsıyor musunuz? Hayatımız nasıl da aydınlık, sıcacık, sevinç dolu ve tertemizdi! İnce, narin çiçeklere benzeyen ne duygulardı onlar!.."
---
"Artık binlerce yüzyıldır yeryüzü tek bir canlı varlık taşımıyor üzerinde ve bu zavallı ay boşu boşuna yakıyor fenerini."
Burası hikâyemizin sonu değil, tam aksine upuzun bir ömre yayılacak olan başlangıcıydı ve ben ailemle bu hayatı yaşamak için sabırsızlanıyordum... -Leyla Emirsoy