Bir kısır döngüdür şimdi, umutsuzluğun telaşı.
Kulağımda uğuldayan şımarık bir olumsuzluk…
Gülüp geçmeli mi zaman?
Üstü kan revan içindeyken yalnızlık!
Tek kişilik sofralar kuramam.
Masamda acımı anlayan bir sensin tuzluk.
Çorbam,
Öfkemi anlatan kinayeli bir kabarcık.
Kendi yağımda kavruluyorum…
Alıp başını gidiyor uykusuzluk.
Ne çatalım anlıyor
Ne kaşığım…
Hangi yönde olduklarının ne önemi var?
Dağınık bir hâl ediniyor ömrüm.
Kendi içinde kaybolan takvimden farksız…
Değerini ölçemediklerimin hesabı bu,
Bu hesap, avuçlarıma vurulan bir cetvel…
Her santiminde ayrı bir yorgunluk.
Boş zaman toplumu ? Günümüzde tanık olunan geçiş, büyük değişme,
kıtlıktan bolluğa olduğu kadar, işten boş zamana geçiş de
değil midir? Çağ değiştiriyoruz, egemen "değerler"imizi değiştiriyoruz;
zor bir değişim bu.
Kadıköy’ün dar, geçimsiz, kalabalık sokaklarında bıraktığım hikayemi, Darıca’nın üç metrelik serin sahili iyi bilir. Falıma bakmaya meyleden üç göbekli
teyze; cebimde, yörem kadar sessizdir. Hoş, fallara da inanmam. Güzel amcam, kahveni de yudumlamam. Ağzımın tadı pek yerinde değildir. Halbuki, ne yerinde ki! Yerinde olan tek şey kederimdir!