Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarından Hayatla doldurur bu boş yelkeni O mâsum bakışlar… Su kenarında Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Ah beni vursalar bir kuş yerine. Akşamları gelir incir kuşları. Ki ben Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında. Hayatla doldurur bu boş yelkeni. O masum bakışların su kenarında. Ki ben Mona Rosa bulurum seni.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir vahiy uğultusu arılarda Karıncalarda hikmet suskunluğu Barışı ve çalışkanlığı sağduyunun Derleniş toparlanış diriliş saati Geldi Yükseldi bir ağartı müslüman ufuklardan Müslüman mevsim ve iklimlerden Kelimeler sıçradı yıllarca beklemişlerdi taşlarda Bir başkalaşım oldu yazılarda Seslerin durduğu yerde Gizlice süren bir ayet sonu yumuşaklığı Duruşlar bir süreden inmişcesine ağırbaşlı Davranışlar ölçülü tartılı Büyük dönüş başlamadan önce Kendini bırakarak evrenin koştuğu o Bütüne Bir kanat çırpmasıyla karıştığı Varlığa Düzeltip dünyayı yeniden Toplumu dirilten insanı erdiren Şeytanı bir duvar ucunda sıkıştıran Dam saçaklarında koğalayıp Eski sınırına iten Kentlere mutluluğu Bir ikindi anıtı gibi getiren Her eve mermer dağıtan Şelale paylaştıran Kan kanalı uzatan Engebeli bir gebelikte Yatağından korkan kadınlara Süt verin süt verin çocuklara Alarak nar incir gibi yemişlerden
Şiir
Büzülme güzündeki memelerin Saatinde bir heykeli Ben yerleştireyim denizdeki fıçıya Kırılan heykelleri fıçılara Bırakırlar arka arkaya sular Dicle'ye ve Fırat' a Kara incir hoşafına Katarlar aklın mayasını Tarih katranını Ben denizlerin çok gördüm Öğleleri beklediğini o heykelleri Denizin uyurgezerliğinin sayıkladığı o mermer kırma dönemini Yatakta bir kıyameti bekleyen Çınar gibi değil Sarmaşıklar gibi yaşlanmış Gözleri görmez olmuş Elleri tutmaz olmuş Savaş görüp kurtuluş belgesi aramış Eski askerler vardır Dut toplarken Ölmüş kocasını Ve çocuklarını Bir kıyamet gibi düşünen Yaşlı nineler Ağzın yalancı dirilişi dondurma Çekilen bir ordu gibi uzaklaşan Akşam tepelerinin bağ bereketi İçindeki ölüden çok Dışındaki taş örtüsüne önem verilen kabir sefaleti Toprağı ölüyle donanmış bulanmış değil Ölüyü toprağa indirgeyen unutuşun kara kışı
Şiir
Yaşamımın, öyküdeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum. Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, bana göz kırpıyordu. İncirlerden biri, eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı; bir başkası ünlü bir şair, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör Ee Gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Socrates, Atilla ve garip adları, değişik meseleleri olan bir yığın aşık, bir başkasıysa Olimpiyat şampiyonu bir kadındı, ve bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım bir sürü incir daha vardı. Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum, incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. İncirlerin hepsini ayrı ayrı istiyordum ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararıyor, birer birer toprağa; ayaklarımın dibine düşüyorlardı.
Sayfa 84·Kitabı okudu