İnsanı şaşırtan, her şeyi ayrı görmesidir. Buğday, nohut, fasulye, şeker, incir, kayısı, üzüm... teker teker görüp ayrı zannetmekle hata yapmaktadır. Hepsini bir görüp "aşure" deyiverse, ayrılıklar ortadan kalkıverir. İşte tevhid budur. Noktanın Sonsuzluğu 1
Kitap Alıntısı

KerZeY35

@kerzey35
·
Aşure..
Bereketi, bolluğu, komşuluğu hatırlatır aşure.
Hayata Dair
ihtimallerin heyecanına üzülüyorum
normalde okuduğum kitaplardan ya da karşıma çıkan metaforlardan aklımda kalan düşünceleri birkaç satırlık notlar hâlinde yazar geçerim. fakat sylvia plath’in incir ağacı metaforu bende kısa bir kenar notundan daha fazlasını uyandırdı. bu kez yalnızca altını çizdiğim cümleyi değil, o cümlenin bende açtığı düşünceyi de kaydetmek istedim. belki yıllar sonra bu sayfaya tekrar döndüğümde aynı fikirde olmayacağım. belki incir ağacına bambaşka bir gözle bakacağım. düşüncelerimi dondurmak için değil, zaman içindeki değişimimi görebilmek için yazıyorum. sylvia plath’in incir ağacı metaforu çoğu zaman “çok fazla seçenek arasında kalmak” olarak yorumlanıyor. oysa ben ağacın altında duran esther’in en büyük korkusunun seçeneklerin fazlalığı olmadığını düşünüyorum. asıl korku, uzandığı incirin yanlış incir olması ve o anda diğer bütün ihtimallerin sonsuza kadar yok olması. insan yalnızca bir seçim yapmaz, aynı zamanda sayısız olasılıktan vazgeçer. belki de bu yüzden çoğumuz hayatımızdaki önemli kararları geri döndürülebilir bırakmaya çalışıyoruz. bir kapıyı tam anlamıyla kapatmıyoruz. “olmazsa geri dönerim.” düşüncesi, seçimin ağırlığını hafifletiyor gibi geliyor. fakat bunun görünmeyen bir bedeli var. sürekli açık bırakılan kapılar, insanın hiçbir odaya gerçekten yerleşmesine izin vermiyor. belki de plath’in incirleri tek tek düşerken anlatmak istediği şey tam olarak buydu. hayat biz karar vermeyi beklerken durmuyor. zaman, bizim yerimize seçim yapıyor. ve bazen hiçbir şey yapmamak da, en az bir şey yapmak kadar kesin bir karar hâline geliyor. yine de bunun çözümünün korkusuzca seçim yapmak olduğunu düşünmüyorum. çünkü insanın korkması çok doğal. ben de her şeyi okumak, her şeyi öğrenmek, her ihtimali değerlendirmek istiyorum. dünyada okuyamayacağım kadar çok kitap,
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ey gece Engin karanlıktan bir gece. Kocamış bir incir ağacının dalı üstünde Bir kurbağa vıraklar dur durak bilmeden, Duyurur gelen fırtınayı, tufanı, ve ben korku içinde boğulurum. Ey gece Ve geceyle görür dünya mezardaki bir ceset gibi; Ve korku içinde derim kendi kendime: “Ne olur tufan yağmurları kaplarsa her yanı? Ne olur dinmezse yağmur yeryüzünden çekilinceye dek sular küçük bir kayık gibi?” Bu gecenin korkunç karanlığı içinde Kim diyebilir hangi nitelik bizi kavuşturacak gün doğumuna? Gün ışığı kurtaracak mı yitip giden fırtınanın dehşet saçan yüzünden? (Nima YUSİÇ)
İncir kuşların'da kalbimi ve gözyaşlarımı Bosna'da bıraktım.Okusam,okusam,okusam bıkmazdım , bıkmadımda mavi kelebekler mahşere kaldı.Bosna birgün geleceğim.Sana olan sevgim sonsuz..

HYL

@moda1453
·
Senden ayrı düşmek,” dedim. “Savaşların en büyüğüymüş. Keşke şimdi yanımda olsaydın da ne bu savaştan, ne de ölümden korksaydım.”
İnsanı şaşırtan, her şeyi ayrı görmesidir. Buğday, nohut, fasulye, şeker, incir, kayısı, üzüm... teker teker görüp ayrı zannetmekle hata yapmaktadır. Hepsini bir görüp "aşure" deyiverse, ayrılıklar ortadan kalkıverir. İşte tevhid budur. Lütfi Filiz, Noktanın Sonsuzluğu
Funda'dan... Annesinin aşuresini, benimle kim paylaşır...
Aşure: Kazanda Kaynayan Hayat, Ömrün Karışımı ​Hayat, tek bir tatta donup kalmayacak kadar geniş; tek bir duyguyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir mutfaktır. Bugün ocaklarda kaynayan aşure, aslında her birimizin hikayesidir. Bakır bir kazanın içinde dönüp duran o muazzam döngü, ömrün ta kendisidir. ​Gelin, o kazanın kapağını aralayalım ve ömrümüzü bir de aşurenin gözünden okuyalım: ​Buğday, hayatın asıl gövdesidir. Sabırdır, emektir. Önce suda bekler, sonra ateşte pişer. Tıpkı insan gibi; hamlığını atmak için kaynar sulardan geçmek zorundadır. O olmadan ne kazanın kıvamı tutar ne de ömrün. ​Nohut ve fasulye, hayatın o sert, köşeli ve hazmetmesi zor günleridir. İlk bakışta bir tatlıya yakışmayacak kadar yabancı dururlar. Ama biliriz ki, hayat sadece incirin, kayısının tatlılığından ibaret değildir. Acıyı, hüznü ve o sert imtihanları da heybemize eklemeden "tamamlandım" diyemez insan. Onlar kazana girer ki, lezzet sadece dilde kalmasın, ruha işlesin. ​İncir, kayısı, üzüm... Hayatın o içimizi ısıtan, yüzümüzü güldüren tesellileridir. En daraldığımız anda karşımıza çıkan bir dost eli, beklenmedik bir tebessümdür. Sertliği yumuşatır, acıyı hafifletirler. ​Ve nar taneleri ile ceviz... Ömrün nihayetinde kazandığımız o son dokunuşlar, yani tecrübelerdir. Hayatın üstüne serpilen birer süstür ama her biri asıl karakteri verir. ​Kaderimiz, bir aşure kazanı gibi kaynar durur zamanın ocağında. İçine düşen hiçbir şey zayi olmaz; her acı bir kıvam, her tatlı bir nefes, her sertlik bir duruş katar ruha. Önemli olan içindeki malzemelerin tek tek ne olduğu değil, hepsinin aynı potada eriyip tek bir kâsede 'bütün' olabilmesidir. ​Bizler de hayatın içinden geçiyoruz; bazen fasulye kadar sert, bazen incir kadar narin, bazen de nar taneleri kadar parça pinçik... Ama günün sonunda,