Kar uzun uzun düşündü. Gökyüzünden her pul pul olup dökülmesinde, neden eriyip gittiğini, tuttuğu yerden, neden çok geçmeden su olup aktığını anlatmaya başladı. Dirmit kutu kutu evlerin damında tutan karın, insanların acılarına dayanamayıp eridiğini öğrenince şaşırdı.
Adının iyiye çıkmasını, iyilikten üstün tutana yazıklar olsun! Bu dünyanın şanına şerefine bağlanana yazıklar olsun! Yalanla canını kurtaracağı zaman bile, doğruyu söylemeyene yazıklar olsun! Evet, büyük Pavlus’un dediği gibi, yazıklar olsun kendi günahlara batmışken, başkalarına talkın verene!
“Ben senin uçsuz bucaksız tarlalar arasındaki küçük köyüne yakın bir yerde (çevrede belki bir iki ağaç olabilir) ahşap kirişli kerpiç bir evde yaşamak istiyorum. Evin resmini de tanıdık yaşlı bir mimara çizdirdim. (Gençlere güvenim artık kalmadı babacığım.) Sana anlatması biraz zor ama, oraya gidişim bana haksızlık eden dünyaya karşı bir başkaldırma hareketi olacak diyebilirim; yani ben orada bulunmakla onlara, “İşte bütün terakkinizi gördüm ve aslıma rücû ediyorum (yani Cemil beye dönüyorum)”, diyeceğim ve onlar bunu anlamayacak.”
Biliyor musunuz? İnsanların bir tek suya karşı direnci yoktur; kimseye anlatamadıklarını suya anlatırlar, kimseyle konuşamadıklarını sularla konuşurlar, kimseye teslim etmediklerini sulara teslim ederler.