Bazen çok ihtiyacın olan bir şeyi beklerken nereye odaklanacağını şaşırırsın. Kulaklığını takıp müzik dinlemek istersin sadece. Olayları akışına bırakmak istersin, hem o zamanın gelmesini hem de zamanın durmasını beklersin. İşte bende tam olarak bu haldeyim. İhtiyacım olanın sabır olduğunu biliyorum. Tüm yaşanılan olayların insan nefsini test ettiğinin de farkındayım ama insanız işte hep biraz daha fazlası diyoruz yetinmiyoruz. Şükretmek lazım her anımıza. Umut fakirin ekmeği derler, umutsuz bir yaşam bitmiş bir yaşamdır. Umut etmek, hayal etmek her anı düşlemek ve mutlu olabilmek, hep iyi şeyleri düşünerek yaşamı devam ettirebilmek.
Yaş gününü kutladığı akşamdan beri seviyor seni. Yalnız seninle evlenemeyeceğini, çünkü evlenirse seni küçük düşürmüş olacağını, hayatını mahvedeceğini düşünüyor
Okuduğum her kitabında Ahmet Ümit'e bağlılığım daha çok artıyor. Ellerimdeki kendisine ait 16 kitabı gördüğünde hepsini mi imzalayacağım diye sormuştu. Yarısı yeterli demiştim:)
Anlatım tarzı olarak beni içine öylesine çekiyor ki Nevzat Başkomiserim sanki eski 90'lı yıllardaki gibi mahalle adabına haiz zamanlardaki komşumuz, okulumuzun kantincisi, sanayideki ustamız ya da sevdiğimiz bir akrabamız gibi o kadar yakın hissediyorum kendisine.
Ana karakterle o kadar bütünleştiriyor ki okuyucuyu, aşk romanı olmasa bile Evgenia'nın isyanına bile kayıtsız kalamıyorum. İçimden Evgenia'ya, Nevzat Başkomiserimin söylemek isteyip de söyleyemediği bu parçayı hediye etmek istiyorum:) youtube.com/watch?v=n6oGb0k...
Sonuç olarak okuması cinayet romanı olmasına rağmen öyle keyifli ki bittiğinde üzülüyor insan. İçindeki kelimelerle, hayatın akışındaki cümleleri harikulade birleştiren güzel bir kitap olmuş.