On dokuzuncu yüzyılın sonlarına gelindiğinde, haberlerden oluşan bu yeni dünyaya kapılmış insanlar her sabah bunu yapmaya, yani bir önceki yirmi dört saat içinde şehirde, ülkede ya da dünyada neler olduğunu öğrenmeye "ihtiyaç duyduklarını" sanmaya başladılar. Halbuki insanlık bu olmadan da varlığını binlerce yıl sürdürebilmişti. Gazetecilik yeni bir insan arzusu yaratıyordu: Güncel olaylarla ilgili taze hikayelere karşı bir açlık. Bu aynı zamanda, şu an sahip olduğumuz kitlesel anlatı geleneğinin, yabancı topluluklarla paylaşmak üzere yaratılan kurgusal ve kurgu dışı metinler geleneğinin de başlangıcıydı.