Dalga dalga kabarıp önüne çıkanı yok eden bu kara ve tehditkâr denizin derinliği henüz tam anlamıyla anlaşılmamıştı, gücüyse henüz bilinmiyordu. Hiddetle kabaran bu amansız deniz, nesneleri, intikam çığlıklarını ve merhametin yumuşaklığından yoksun, acıyla katılaşmış yüzleri şiddetle bir o yana bir bu yana çalkalıyordu.
“Hepinizin çok iyi bildiği gibi şu alışılageldiğimiz dünyada denizde olsun olmasın bir insan diğerlerinin tepesine komutan olarak yerleştirildiğinde adamlarda birinin yiğitlikte kendinden çok üstün olduğunu fark ederse o adama karşı doğrudan, önüne geçemediği bir nefret ve öfke hisseder ve fırsatını bulduğunda emrindeki bu adamın kulesini yerle bir edip tozdan minik bir tepeye dönüştürür.”
Esasında insan sofralarda şişmanlamak için değil, yollarda zayıflamak, aynılarına bir daha denk gelmeden ardı ardına ağaçların yanından geçmek; merakla yola çıkmak, bilmek için yaratılmıştır; bilmek budur..
Utanca bak. Tam bir evham kumkumasıyım. Gözümün önünde gerçekleşen mucizeleri kaçırıyorum: Sönen bir yıldıza odaklanırken koskoca takımyıldızını göremiyorum. İpte çamaşırım var mıydı diye endişelenmekten büyüleyici fırtınaları seyretmiyorum.