5/10
·72 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:00
Jane Austen bu sefer beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Daha önce Gurur ve Önyargı, Akıl ve Tutku romanlarını bayılarak okumuştum. Hikayenin fikrini balo üzerine kurulu olmasına rağmen sevdim. Fakat o kadar fazla karakter var ki kısacık kitaba karakter şeması çıkardım resmen. Her yerden kardeş, her yerden soylu insan çıkıyor kafam karıştı bazı yerlerde. Sondaki açıklama bölümü beni memnun etti. Keşke kitap tamamlansaydı, en heyecanlı yerinde bitti. Ne biri evlendi, ne başka bir şey. Emma’nın dik duruşunu, Mr. Howard’la olan diyaloglarını, cahil ablalarının saçma sapan fikirlerini ve Lord’un gurur zedelenmesini daha fazla görmeyi çok isterdim. Benim açımdan ortalama bir kitaptı. Okunabilir ama beklentinizi yüksek tutmayın derim.
Edebiyat
Watson AilesiJane Austen · Can Yayınları · 2024578 okunma
Kaybettiğimiz şey insanlığımız mı, farkındalığımız mı?
Puan vermedi·184 syf.··
2026 541. kitabı
Sinan Canan ile ilk kez bir akşam tartışma programında beyin ve evrim üzerine yaptığı konuşmalar sayesinde tanıştım. Bir biyolog olarak evrim teorisi ile İslamiyet’in birbirini zorunlu olarak dışlamadığını, aksine farklı sorulara cevap arayan iki ayrı alan olarak değerlendirilebileceğini gerekçeleriyle anlatması dikkatimi çekmişti. O güne kadar bu konuda genellikle keskin kutuplar içinde yapılan tartışmalar dinlemişken, onun daha sakin, bilimsel ve açıklayıcı yaklaşımını farklı buldum. Daha sonra kurucuları arasında yer aldığı nBeyin çalışmalarını, televizyon programlarını ve YouTube’da yayımlanan içeriklerini takip etmeye başladım. Sinan Canan’ın en beğendiğim yönlerinden biri, bilimi yalnızca akademik çevrelerin anlayabileceği bir dilde anlatmaması. Beyin, davranış, evrim, öğrenme ve insan doğası gibi karmaşık konuları günlük hayatla ilişkilendirerek sunabilmesi, anlattıklarını daha anlaşılır ve düşündürücü hâle getiriyor. İFA: İnsanın Fabrika Ayarları kitabı da tam olarak bu yaklaşımın bir yansıması. Kitap boyunca insanın aslında modern dünyanın ürettiği birçok sorunla, biyolojik geçmişi arasındaki uyumsuzluk nedeniyle mücadele ettiğini görüyoruz. Sinan Canan’a göre insanı anlamanın yolu yalnızca bugüne bakmaktan değil, onu milyonlarca yıllık geçmişiyle birlikte değerlendirmekten geçiyor. Bu nedenle kitap kişisel gelişim kitabı gibi görünse de aslında insanın biyolojisini, psikolojisini ve davranışlarını anlamaya yönelik bilimsel bir yolculuk sunuyor. Kitapta en çok hoşuma giden nokta, insanı kusurlarıyla birlikte ele alması oldu. Dikkat dağınıklığımızı, korkularımızı, erteleme alışkanlığımızı ya da mutluluk arayışımızı yalnızca irade eksikliğiyle açıklamıyor. Bunların önemli bir kısmının, atalarımızdan miras kalan sistemlerin günümüz dünyasına uyum sağlamakta
İFA: İnsanın Fabrika Ayarları - 1. KitapSinan Canan · Tuti Kitap · 20195,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·136 syf.··
2026 193. kitabı
Eğer kendinizi evrenin merkezinde, özgür iradesiyle her şeyi kontrol eden "asil" bir varlık olarak görüyorsanız, bu kitabı okuduktan sonra bu düşüncenizi çöpe atmaya hazır olun. Mark Twain, bu eserde bir Yaşlı Adam ve Genç Adam arasındaki diyalog üzerinden insanoğlunun tüm o "ulvi" duygularının fedakârlık, kahramanlık, vicdan aslında nasıl da bencilce kodlanmış birer mekanizma olduğunu yüzümüze vuruyor.
İnsan Nedir?Mark Twain · Dedalus Kitap · 202319bin okunma
Bir damlanın peşinde bir ömür…
Puan vermedi·86 syf.··
2026 583. kitabı
İskender Pala’nın Su Kasidesi adlı eserini okurken bunun yalnızca tarihî bir roman olmadığını düşündüm. Bana göre kitap, sevginin insanı nasıl dönüştürebileceğini ve bir inancın insan hayatına nasıl yön verebileceğini anlatıyor. Eser, Fuzûlî’nin aynı adlı kasidesinden ilham alırken okuyucuyu hem tarihî bir yolculuğa çıkarıyor hem de manevi bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kitap boyunca olaylardan çok insanların duygularına, inançlarına ve arayışlarına odaklandım. Çünkü anlatılan hikâyenin merkezinde yalnızca geçmiş değil, insanın kalbinde taşıdığı sevgi var. Beni en çok etkileyen nokta, sevginin burada sıradan bir duygu olarak değil, insanı olgunlaştıran ve anlam arayışına yönelten bir güç olarak ele alınması oldu. Günümüzde sevgi çoğu zaman sahip olmakla ilişkilendirilirken, bu eserde sevginin daha çok adanmak ve anlam bulmakla ilgili olduğunu hissediyoruz. İskender Pala’nın dili yer yer ağırlaşsa da metnin ruhuna uygun bir derinlik taşıyor. Özellikle divan edebiyatına yapılan göndermeler, kitabı sadece bir roman olmaktan çıkarıp kültürel bir yolculuğa dönüştürüyor. Bu nedenle eser, yalnızca bir hikâye okumak değil; aynı zamanda geçmişin düşünce dünyasına misafir olmak gibi. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu soru kaldı: İnsan sevdiği şeye ne kadar yaklaşırsa, kendine de o kadar yaklaşmış olur mu? Çünkü kitap boyunca sevginin yalnızca bir duygu değil, insanın kendini tanıma yolculuğunun da bir parçası olduğunu düşündüm. Kısacası Su Kasidesi, tarih, edebiyat ve maneviyatı bir araya getirirken okuyucuyu sevginin anlamı üzerine düşündüren etkileyici bir eser. Anlattığı hikâyeden çok bıraktığı duyguyla hafızada yer eden kitaplardan biri.
Su Kasidesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20201,333 okunma
İnsan sevmeye gittikten sonra da devam edebilir mi?
8/10
·160 syf.··
2026 46. kitabı
Sabahattin Ali’nin Canım Aliye, Ruhum Filiz adlı kitabını okurken bunun yalnızca mektuplardan oluşan bir eser olmadığını düşündüm. Bana göre bu kitap, bir insanın sevdiklerine ulaşmaya çalışırken geride bıraktığı duyguların ve izlerin hikâyesi. Mektuplarda Sabahattin Ali’nin yalnızca eşine ve kızına duyduğu sevgiyi değil, aynı zamanda yaşadığı zorlukları, özlemleri ve hayata bakışını da görmek mümkün. Bu yönüyle kitap, okuyucuya yazarın eserlerinin arkasındaki insanı tanıma fırsatı veriyor. Romanlarında ve öykülerinde gördüğümüz güçlü kalemin arkasında, ailesine bağlı, kırılan, özleyen ve umut eden bir insan olduğunu fark ediyoruz. Kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, sevginin büyük sözlerle değil, küçük ayrıntılarla anlatılması oldu. Bir eşe duyulan özlem, bir çocuğun büyümesini görememenin hüznü ve her şeye rağmen geleceğe dair kurulan umutlar satır aralarında hissediliyor. Bu yüzden mektuplar sadece yazıldığı döneme ait değil; bugün de insanın kalbine dokunabilen bir samimiyet taşıyor. Eser aynı zamanda insanın sevdiklerinden uzak kaldığında neleri kaybettiğini de düşündürüyor. Bazen özlem, sevginin en açık hâli oluyor. Çünkü yanımızda olanların değerini çoğu zaman yokluklarında daha iyi anlıyoruz. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu düşünce kaldı: İnsan bazen geride bıraktığı sözlerle yaşamaya devam eder. Sabahattin Ali’nin mektupları da yalnızca bir eşe ve bir kız çocuğuna yazılmış satırlar değil; yıllar sonra bile okunabilen bir sevginin tanıklığı gibi. Kısacası Canım Aliye, Ruhum Filiz; aile sevgisini, özlemi ve insanın ardında bıraktığı duygusal mirası samimi bir şekilde anlatan etkileyici bir eser. Okuyucuya sevmenin yalnızca birlikte olmakla değil, yoklukta da devam edebilen bir duygu olduğunu hatırlatıyor.
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,5bin okunma
Yeni bir Dünya kurulsa, insan da yenilenir mi?
7/10
·128 syf.··
2026 45. kitabı
Sabahattin Ali’nin Yeni Dünya adlı öykü kitabını okurken, farklı hayatlar ve karakterlerle karşılaşsam da hepsinin ortak bir noktada buluştuğunu düşündüm: İnsan olmak. Kitaptaki kişiler farklı şartlarda yaşasalar da aynı özlemleri, korkuları, hayal kırıklıklarını ve umutları taşıyorlar. Yazar, günlük hayatta çoğu zaman fark edilmeyen insanların hikâyelerini anlatıyor. Kimi zaman yoksullukla, kimi zaman yalnızlıkla, kimi zaman da adaletsizlikle mücadele eden bu insanlar sayesinde toplumun görünmeyen taraflarını görme fırsatı buluyoruz. Sabahattin Ali’nin en etkileyici yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Büyük olayları değil, sıradan insanların sessiz mücadelelerini anlatırken okuyucunun kalbine dokunmayı başarıyor. Kitaptaki öyküler bana, dünyanın değişmesinden önce insanın değişmesi gerektiğini düşündürdü. Çünkü şartlar farklı olsa da hırs, merhamet, bencillik, sevgi ve vicdan gibi duygular her dönemde insanın hayatını şekillendiriyor. Bu nedenle kitabın adı Yeni Dünya olsa da anlatılan meselelerin bugün de geçerliliğini koruduğunu düşünüyorum. Eserde dikkatimi çeken bir diğer nokta ise yazarın karakterlerini yargılamadan anlatması oldu. Onları kusurlarıyla birlikte kabul ediyor ve okuyucuya da aynı fırsatı veriyor. Bu sayede hikâyeler sadece okunup geçilmiyor, insanı kendi hayatı üzerine düşünmeye de yönlendiriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu soru kaldı: Dünya gerçekten değişse bile insanın içindeki duygular ve zaaflar değişir mi? Sabahattin Ali kesin cevaplar vermiyor; ancak anlattığı hayatlar üzerinden bu soruyu uzun süre düşündürmeyi başarıyor. Kısacası Yeni Dünya, farklı insanların hikâyeleri aracılığıyla insan doğasını, toplumsal eşitsizlikleri ve vicdanı sorgulayan etkileyici bir eser. Okuyucuya yeni bir dünya vaat etmekten çok, yaşadığı dünyaya
Yeni DünyaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202533,7bin okunma