İonesco’nun uyumsuz tiyatrosunu geliştirmesinde, romen dünyasından çok, fransızların kendini çok akıllı sanan salaklığı önemli bir katkı maddesi, hatta oktan yükseltici olmuştur. Türk polisi örneğin, bütün katılığı içinde, sizi insan olarak kısa bir an da olsa, gözünüzün içine bakarak dinler, söylediğinizin kaç kilo doğru olduğunu kendince tartmak üzere anlık bir duraksamayı yaşar. Fransız polisinde böyle alaturkalıklar yoktur, asla gözünüze bakmaz, pasaport, kimlik, oturma izni, sağlık karnesi gibi üstünüzde taşımak zorunda olduğunuz kırtasiye önlem paketiyle ve onların üstündeki kimi net, kimi pastel damgalarla ilgilenir. Onun bu önüne geçilemez damga merakı sonucu, sigarayı bulup ateşi bulamadan, Strasbourg Merkez Karakolu nezarethanesinde bulursunuz kendinizi. Ordan çıkabilmeniz için, Devlet Tiyatrosu genel müdürünün bizzat karakola gelmesi gerekir. Fransız polisini ve Strasbourg Merkez Karakolu nezarethanesini çok iyi bilirim.
İnsan temiz olmayan şeyleri su ile yıkayıp temizler, eğer su kirlenirse o ne ile ve nasıl temizlenir? İnsan hastalanırsa tabib bunun ilâcını verir, eğer tabib hastalanırsa ona kim ilâç verir?
Reklam
Aç insan para kazanır, açgözlü insan hiçbir şey kazanamaz
Aç gözlü olma, aç gözlü olana bütün dünya nimeti kâfi gelmez. Aç gözlülük ilâcı ve devası bulunmayan bir hastalıktır; dünyanın bütün kamları onu tedavi edemez.
ARTIK HİÇBİR ŞEY YOK. HEPSİ HÂLÂ ORADA VE ARTIK HİÇBİR ŞEY YOK
Artık bir araya gelebileceğimiz sokaklar yok, her yer kalabalık ve kimse orada değil, artık köyler yok, toplu konutlar var, artık sokaklar yok, otoyollar var, şehirler yerde silinip gitmiş, dümdüz yukarı uzanıyorlar, sokakları duvarlarla çeviriyorlar, artık denize, şehre, ormana açılan pencereler yok, kaçıp kurtulacak bir yol yok, tüm kapılar korkunun üzerine kapanıyor, siyasi korkunun, atomik korkunun, yağmalanma korkusunun, şiddet korkusunun, bıçakların korkusunun, ölüm korkusunun; ölüm korkusu hayata karar veriyor; yiyecek korkusu, yol korkusu, tatil korkusu, devlet adamlarının ve alçakların korkusu, polis korkusu tıpkı devlet adamlarının korkusu gibi, devlet adamlarının korkusu tıpkı alçakların korkusu gibi, artık nereye gideceğimizi, kendimizi nereye koyacağımızı bilmiyoruz, bir otomobil altı ila yedi insanın yerini alıyor, otomobil nüfusumuz kabaca üç yüz milyon, Hindistan nüfusu hızında artıyor, yeni bir absürtlük baş gösteriyor, gözlerimizin önünde gerçekleşiyor, orada, dışarıda, her tarafta; onun varlığı öyle deşifre edilemez ki, insan tarafından değil de ilahi bir güç tarafından üretildiğini söyleyebilirsin; sınırlar artık değişmiyor, artık nüfus hareketleri yok, iş gücü hareketleri var, Japonların hareketleri var ama artık savaş yok, çok az şey var, çok, çok, çok az, şimdiki gerçekliğin ve benlik ile dünyanın yakınlaşmasının yetersizliği giderek daha fazla elle tutulur hal alıyor; bazen, doğru, insan değişiyor, ama bu oldukça nadir, ve üstelik artık neyi değiştirdiğimizi de bilmiyoruz, bir çamaşır makinesini, insanlar artık kendileriyle birlikte neyin var olduğunu bilmiyorlar, ve bu kendi ülkelerinde, hâlâ futbolları, rock müzikleri, sinemaları, sonsuz beklentileri var, sinemaya sadece bir filme hapsedilmiş korkuyu görmek için gidiyorlar, çoğunlukla
Dindarlar sürekli gürültü patırtı yaparak bağırsa da, dinsizler hep sessiz kalıp susacaklar! Aksi halde dinsizlik kötü örnek olur, vatandaşlar dinden çıkar, toplum da, devlet de çöker! Sanki şu anda toplum çok sağlam, devlet çok sağlam, insanlar çok ahlaklıymış gibi! Avrupa Birliği nüfusunun yaklaşık yarısı dinsiz, ona rağmen orada, Türkiye’deki kadar çok sahtekârlık ve yolsuzluk yok! Avrupa Birliği nüfusunun yaklaşık yarısı dinsiz, ona rağmen orada, Türkiye’deki kadar çok insan hakları ihlali yok! Avrupa Birliği nüfusunun yaklaşık yarısı dinsiz, ona rağmen orada, Türkiye’deki kadar çok sosyal adaletsizlik yok!
Televizyonlarda ateizmin ve agnostisizmin yeterince tartışılamadığı, sadece din propagandasının yapıldığı bir ülkede, demokrasiden, temel insan haklarından, düşünce ve ifade özgürlüğünden söz etmek olanaklı değildir. Ateistlere ve agnostiklere yönelik mahalle baskısıyla devlet baskısının ortak hareket ettiği bir ülkede, demokrasiden, temel insan haklarından, düşünce ve ifade özgürlüğünden söz etmek olanaklı değildir.
Reklam
Reklam