İbn-i Hacer Heytemî’nin «Zevacir»inde öyle anlatılmı tır: «Bazıları güzel ahlâkın alâmetlerini u şekilde belirttiler: Hayâsı çok, ezası az; iyiliği çok, kelâmı az; ameli çok, boş işi az; sözü doğru hatası az olmak; yine iyi, sabırlı, vakûr, şefkatli olmak ve alaycı, söğücü, lâf taşıyıcı, gıybet edici, aceleci, kinci, cimri ve haset edici olmamak; güler yüzlü ve hassas olmak, Allah için sevmek ve Allah için öfke duymak, Allah yolunda her eye rıza göstermek ve yerinde kızgın olmak... İşte bunlar, güzel ahlâktandır. Kötü ve yerilmi hasletler cümlesinden olan "hırs, haset, kibir, ucup-guru», gizli dü manlık, kin, buğz, adavet, haklı i lerde ölçüsüz ve gereğinden fazla inat, husumeti riyakârlık, çekişme, sinsilik, gevezelik, sövmek, emanete hıyanet etmek, zem ve gıybet etmek, lüzûmundan fazla medh etmek, ki iyi yüze kar ı övmek, faydasız suâlin lüzumsuz cevabını vermek..."
HİNDİÇİN SAVAŞLARI (I): VİETNAM Medyanın Hindiçin’deki ABD savaşlarını ele alm a biçimi pek çok şiddetli tartışm a­ yı, birçok özgül olay hakkında bazı ayrıntılı analizleri ve birkaç genel incelem eyi do­ ğurdu.1 Toplumu savaşın dehşetine maruz bırakarak ve altm ışların "karşı kültürünü” yansıtan adil olm ayan, yetersiz ve önyargılı haberler yayım layarak, m edyanın "sa­ vaşın kaybedilm esine" yol açtığı yaygın olarak savunulan bir tezdir.
Sayfa 233·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İstanbul'a İsyan Yürüyüşü -2
KIŞIN ERZİNCAN'DAN VARDAR ALİ PAŞANIN YARDIMINA GİDİŞİMİZ Önce Erzincan'dan kuzeye yedi saat giderek Başhan konağına, oradan Erzenes köyü konağına geldik. Burası mamur zeâmet olup, Ermeni ve Müslüman köyüdür. Yine kuzey yönüne altı saat gide-rek, Şeyh Mennan köyüne vardık, Bu zât, hoca sınıfındandır. Bü-yük bir türbede yatar. İhtiyaç sahiplerinin ziyaret ettiği yerdir. Bu-raya yakın Baru köyünde Hazreti Behlül Semerkandi'nin türbesi var. Hasan kalesinden üç saat uzaklıkta Aras nehri üzerindeki Ço-ban köprüsünün yapıcısı Çoban Korduman Şah da burada Behlûl Hazretleriyle aynı yerde gömülüdür. Zağpa deresindeki defineye mezar kazarken o karanlık mezardan bir ateş çıkıp Melik Çoban Korduman bütün adamlariyle mahvoldu, diye yazmışlar. Amma son derece hayırsever kimse imiş. Tiflis kalesi ile Malazgird kalesi yakınında, Aras nehri üzerinde, Altın Halkalı Köprü (Çobanköprüsü) dedikleri köprü de onun-dur. Tarihleri, üzerlerinde adı ile yazılıdır. Allah rahmet eyleye. Buradan yine kalkıp kuzeye sekiz saat giderek, Erzenderler kö-yüne vardık. Tercan dolaylarında mamur bir köydür. Buradan yi-ne köy yönünde dört saat giderek Taban Ahmed Ağa konağına var-dık. Ahmed Ağa, Paşa'ya burada on gün ziyafet vermek ricasında bulundu. On günlük dinlenme için çavuşlara tembihlerde bulunul-du. Bütün askere köylerde konak tayin edildi. Ben dahi paşadan izin alıp, Ahmed Ağanın adamları ile doğu tarafına Şebinkarahisar deresi boyunca giderek, Şebinkarahisarı'na geldik. Şebinkarahisarı: Buna Şarki karahisar dedikleri gibi, «Şebin- karahisar dahi derler. İki Karahisar vardır: Biri bu Erzurum top-rağında ki. adına Şarkikarahisar derler. Diğeri Anadolu toprağın-da Afyon Karahisarı vardır ki, adına Karahisarı Sahib derler. Kа-rahisar denmesinin sebebi, kale taşlarının siyah oluşundandır. İlk hâkimi
Sayfa 676 - Cild 2, Erzincan, Ladik, Merzifon·Kitabı okuyor
Evliyâ'nın Karadeniz'de batan gemide kalım savaşı
AZAK GAZASINDAN FETİH YAPILMADAN KIRIM DİYARINA GİDİŞ A ZAK kalesi altından Bahadır Giray Han'ın ordusundan, olan Ulah, Boğdan ve Erdel askerleri ile kalkıp, kale dibinde de-nize karışan Ten (Don) nehrini geçmeye başladık. Nehir sa-kin akıyordu. Han hazretleri hemen askeri ile birlikte atını suya vur-du, su özengilerine akmadan karşıya geçti. Diğer askerler dahi ålet ve eşyalarını tulumlara koyup, bunları at kuyruklarına bağlayarak nehri geçtiler. Batıya doğru yirmibir saat Heyhat sahrasında Tatar ilgarıyle giderek, Borebay denilen yere geldik. Borebay: Burada, Azak Kalesi'nin batı tarafında denize dökülen Büyük Ten nehrinin bir kolu akar. Bu kollar, Moskofların ileri dağ-larından çıkar ve üç yerden Azak denizine dökülürler. Kamışlık ve sazlık içinden geldiği için, suyu o kadar lezzetli değildir. Nehir sahilinde yaşayanların yüzlerinin rengi sarıdır. Boğazla-rında «Koşkȧ» dedikleri yumru, şiş bir et parçası vardır. Burası ga-yet güzel çimenlik olduğundan, Tatar askerleriyle oturularak zevk ve sefa olundu. Üçyüz at kurban edilip yenildi. Benim ilk olarak at eti yeyip Tatar askeriyle sefere gidişim, işte bu Azak seferidir. Ben aslında Tatar Hanı'na bağlı idim amma, Mansurlu Kaya Bey'in adamları ile düşer kalkardım. Birer namlı atlarımız vardı. Bu Man-surlu kabileleri, Kırım'ın «Yurdake» leridir. Yani Kırım adasının sa-hibleridir. Gözleve kalesi tarafındaki «Mankıt illeri bunların yurd-larıdır. Gayet temiz atları olur. Et ve yağlarının çayır etinden farkı olmaz. Gayet kuvvet verici ve kolay hazmedilir etlerdir. Bu menzilde sabahladık, Güneş doğarken, bütün koğuşlardan ot ağaları yer yer kös çaldılar. Bütün Tatar gazileri atlarına bindiler. Sekiz saat yol alındıktan sonra, Süt Nehri kenarına geldik. Burayı da atlar ile geçtik. Kıyıları çimenlik olduğundan istirahata
Sayfa 481 - Cild 2,Azak, Kırım·Kitabı okuyor
Însanı sadece biyolojik bir varlık olarak göremediğimiz, onun varoluşuna çeșitli yüce anlamlar yüklediğimiz için, göv- deden akan kanın, can denilen șeyi çekip almasını, dolaysryla o kisinin "ölmüs" olmasını bir türlü kavrayamadığımızı dü- sünüyorum. Hayvanlar ölümü anlıyor ama insanlar anlaya- mıyor. Can denen șey, her türlü yaralanmaya, berelenmeye açık baldeki insan bedeninden bir saniyede çıkıp gidiveriyor ve insanlar bunun sonucunda aklını kacıracak kadar sarsı- lıyorlar. "Tanrım, daba bir iki saat önce nasıl da canlıydı, nasıl da kabkahalar atıyordu, şimdi nastl yok olabilir" diye tekrarlayıp duruyorlar. İnsanın algılama gücünü zorlayan bir durum bu. Hayatımıza, varoluşumuza yüklediğimiz hiçbir kavramla bağdaşmıyor. Sahiden her șey saçma mı, hayatın biçbir anlamı vok mu? Bence öyle! Yok, bicbir şey yok. İnsa- nì bivoloiik fonksiyonlarına așırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü biçlik zor geliyor,
Alıntılar
Colin A. Ronan. (2003). Bilim tarihi. Ankara: Tübitak yayınları. Bilim nedir? Bilim insanı deyince aklınıza kimler geliyor? Neden bu insanlar geliyor? Bilimin yaşamımızdaki yeri nedir? Büyü Bilim İlişkisi Büyücü, insan ile onu çevreleyen dünya arasında bir ilişki bulunduğunu kavramıştı; doğru yöntem uygula ndığında, insan doğa güçlerine hakim olabilir ve onları kendi menfaati dotrultusunda kullanabilirdi (16). Büyü, genel olarak animistik bir doğa görüşüydü Dünya, ruhlar ve onların gizli kuvvetleriyle doluydu ve bunlar tarafından idare edilmekteydi. Bu kuvvetler, hayvanlarda veya ağaçlarda, denizde veya rüzgarda gizlenmiş olabilirdi. Büyücünün görevi, bu kuvvetleri kendi amacına uygun olarak yönlendirmek ve ruhların işbirliğini 􀅃lamaktı (16). Büyünün mistik özelliklerinin kişisel amaçlar do&rultusunda kötüye kullanılması, büyücülüğ"ün doğmasına sebep olduğu gibi, kamusal gayeler doğrultusunda kötüye kullanımı, güçlü bir rahip sınıfı yarattı, saf ve cahil insanları emellerine alet etti. Bu şekildeki bir gerileme, sırası gelince, eski Yunan nlozoAarını tamamıyla büyü dışı bir yaklaşıma yöneltti ve fllozoDar böylece, Batı bilim kültürünün çekirdeA"inl teşkil edecek düşünce tarzını ortaya koydular (17) Hekim, hastalığı başka bir canlı varlığa geçirmeyi de deneyebilirdi. Bu yöntem, "günah keçisi" ilkesinin ilk örneği sayılabilir (20). Standart Ölçüm Araçları X I I . sülale zamanında Teb'de hüküm süren Amenemhet ve onun halefleriydi. Yönetim, tartı ve ölçüleri standartlaştırdı. Yönetimdeki memurlar (ka.tipler), hiyeroglif veya el yazısına benzeyen hiyeratik yazıyı kullanmaktaydı. Hiyeratik kelimesi Yunanca "ruhani " anlamına gelen hieraticos'dan gelmektedir: genellikle, Mısırlı katipler aynı zamanda rahipti (25). Mısır Mısırlıların felsefi spekülasyona olan ilgisizlikleri ve