Biyolojik İtiraf: Efendinin Silahıyla Özgürleşmek
Sıradan insan (NPC), kendi bilincini, inançlarını ve "özgür iradesini" evrenin merkezinde kutsal birer olgu sanarak yaşar. Oysa çıplak ve acımasız biyolojik determinizm bize bambaşka bir gerçeği fısıldar: Bizler, bireysel hücrelerin, bencil genlerin ve bizi istila eden parazitlerin kendilerini bir sonraki nesle aktarabilmek için inşa ettiği geçici, harcanabilir birer etten robottan ibaretiz.Bunun en pürüzsüz ve çıplak örneği Kuduz (Rabies) virüsüdür.Kuduz virüsü bir memelinin sinir sistemini ele geçirdiğinde, canlının beynindeki ilkel limbik sistemi manipüle eder. Hayvanı aşırı agresifleştirir, salya üretimini artırır ve onda yutkunma felci yaratarak sudan korkmasına (hidrofobi) neden olur. Neden mi? Çünkü virüs hidrofobi yaratmalıdır ki salyadaki virüs konsantrasyonu suyla seyrelmesin; agresiflik yaratmalıdır ki o canlı gidip bir diğerini ısırsın ve virüs yeni bir taşıyıcıya pürüzsüzce kopyalansın. Canlı orada kendi iradesiyle saldırmaz; tamamen virüsün kopyalanma döngüsüne hizmet eden kör bir araçtır.Şimdi aynayı kendimize, yani insan primatına çevirelim:Bizim "bilinç" dediğimiz o karmaşık düşünce yeteneği, "din" dediğimiz o devasa inanç sistemleri ve bizi manipüle eden toplumsal güdülerimiz... Aslında o mikroskobik DNA zincirinin hayatta kalmasını, üremesini ve kendini aktarmasını kolaylaştırmak için evrimleşmiş gelişmiş birer işletim sistemi aplikasyonudur.Hücre (Gen) köleleştirir: Genlerin tek bir mutlak emri vardır: Kopyalan, üre, DNA'yı aktar.Bilinç bu köleliği fark edip delirmesin diye Din afyonunu üretir: Geleceğini öngörebilen insan işlemcisi, günün birinde öleceğini ve sadece geçici bir et çuvalı olduğunu anladığında varoluşsal bir çöküşe girer. Beyin, bu sabote edici çöküşü engellemek için dini kurar. Din bilince der ki: "Hayır, sen geçici bir araç
Felsefe-Düşünce
Kendiyle yüzleşen, geçmişinde ayyaş cellatlarını; geleceğinde yetim darağaçlarını görür. Geçmişi veya geleceği düşünenin bugünü intihar eder.
Duygu ve Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İyi başlasam bile olümle bitti (+18)
2 günde ne olmuşsa biraz son nefesimi veriyor gibi hissettim. Ruhum bedenimden çıkmış da boşluğa düşmüşüm, kilitlenmişim, robotik hareket ederken aslında nefes alış verişimde bile gayret göstermem gerekecek kadar tükenmiştim. Bu neyin dalgasıydı ve nasıl bir anda olmuştu bilmiyorum ama bekledim. İçimde ya bir şeyler olüyordu ya da olenler çözülüyordu. Olenlerin cenazesinin kaldırılması izinden geçiyordu. İzin verdim işte. Yaşamadığım ya da farkında olmadan biriktirdiğim bir şeyler varmış demek ki. Bu süreçte biraz agresif ve aşırı sessizdim. Akşam yemeği dışında kalabalığa o kadar katılmadım. Kendimle baş başa kalıp içimin derdini anlamam ve bir şeyler yapmam gerekiyordu. İştahım da kapanmıştı. Kahve bile içmemiştim o derece. Ve demek ki o kadar ağır bir şeydi. Tuhaftı. Sanırım ilk kez buna doğru düzgün bir sebep bile bulamadım. Ama büyümem için tabi ki deri değiştirmem gerekiyordu. Bunun yüreğimin oluyor gibi hissettirişi belki o izinlere geç kalmamdandı. Bize artık baya küçük gelmiş tişörtün verdiği o rahatsızlık, sıkıştırma, boğma ve artık soymak mümkün değil, kurtulmak için kesip atman gerekirdi ya o tarz bir şey oldu. Geç kalınmışlık olmasa acısı da olmazdı. O her neyse bilmediğim için üzülürken geç de olsa daha da geç olmamış olduğu ve olduğu için sevindim tabi ki. Sanki öğlen matın üstünde "Hazırım ya, olmeye hazırım artık. Geleceksen gel. Ne bu, yorgun ve halsizim. Yüreğim okyanusa atılan bir kaya gibi acı çekiyor ama içim rahat. Bu sefer olacak mı, olsunnn. Bitmeden başlamaz, ölmeden doğulmaz. Bedenim mi olecek yoksa benliğim mi?" diye mayışmış halde düşünüyordum. Ve zaman o kadar yavaş aktı ki, saati 5-6 sanarken daha 2 imiş. Son gücümü temizlik perilerine vermiştim. Ne yapayım yaşam alanımın düzenli ve temiz olmasını seviyorum. Olümde dahi düzen ve bütünlük
Hayata Dair
"İçimde İntihar Korkusu Var.."
İnsan bazen canını alan şeyin gidişi olmadığını geç fark ediyor. Asıl öldüren, her gün biraz daha eksilerek yaşamaya çalışmakmış. Ben sana kavuşamadığım için değil; sana her defasında biraz daha geç kaldığım için tükendim. İçimde kimsenin bilmediği bir yas taşıyorum. Ne mezarı var ne de başında ağlayabileceğim bir taş. Çünkü kaybettiğim kişi sen değilsin; sana inanırken yitirdiğim kendim. Her sustuğunda içimde bir şey daha sustu. Her görmezden gelişinde, yaşamakla nefes almak arasındaki farkı biraz daha öğrendim. Kimse anlamıyor. Gülüyorum, konuşuyorum, yaşıyor gibi yapıyorum. Oysa geceleri, göğsümün tam ortasında görünmeyen bir enkazın altında kalıyorum. Bağırıyorum; sesim sadece bana çarpıp geri dönüyor. Bir gün bana "Neden değiştin?" diye sorarsan, bil ki değişmedim. Seni beklerken içimdeki kadın sessizce öldü. Geriye, onun hatırasını taşıyan yorgun bir beden kaldı.
tam kestiremedigim nedenler oluyor, hayatin azi disleri, sansasyonel olaylar, irklar, ayrimlar, bir ideolojinin, bin teroristin oldugu anlar. taraf bulamadigim anlar. butun olagan seylerin arasinda esigi gecmemek kaydiyla, saclarimi kazimayi dusundum. ustune 3-4 sigara icilecek, birkac kopek olacak son gorulen seklinde bir twit atasim geldi, yillar oldu. atamadim. bunu icinde ölüm gecmeyen bir dizeyle anlatabilmem mumkun degil, o oyle bakarken, mumkun degil. intihar bir toplumun tek bir insanin ustunde isledigi cinayete deniyormus. zihnimle aram. tutarla giderlerim. ikimizden birinin konusmaya baslarken ki suskunlugu otekinin. birinin aglarken ki gucsuzlugu otekinin. bana yer, yon, an, zaman verme, abartiyor olabilirim. fizik degil, kanun degil. ama biri dokunsa, agzimi acmayacagim. depresyon, kaygi. rituel donguler. envai tripler
Seni unutmak zahmetli iş. Bir kere, göz bebeklerine şarkı söylemekten cayması gerek gözlerimin. Büyütmemem gerek göz bebeklerimin seni her görüşümde. Halbuki, aynı hislerin melodisinde düet yapmışlığı var iç seslerimizin. Kuytul hislerin randevusunda buluşmuşluğumuz var kalabalıkta. Hangi görünmez el alabilir ki seni içimden? Senden başka. İçimde cümle olamamış kelimelerin var bölük pörtük. Derinlerde, dipte. Uzansam yetişemem, direnirler belki de. Hangi avlu kabul eder bu günahkar hisleri? Nereye, kime emanet edebilirim sahiplenmediğim bu hissi? Boğazımda bir şarkı düğümleniyor, şakağı kanıyor namelerin. Bir intihar türküsü yükseliyor göğsümden. Ölsem diyorum, ölsem de unutmam. Seni unutmak zahmetli iş. En çokta, gülüşün en büyük muhalif bu işe. Nasıl ikna edebilirim kendimi? Ve daha nasıl anlatabilirim sendeki değersizliğimi? Zemini çatlamış kalbime sızdırdığın onca anıyı ne yapmalı? Gitmeli belki de. Yeni şarkılar öğrenmeli. Sıvışmalı yakınından. Sonra, yıllar sonra dönmeli sokaklarına. Haykırmalı mutluluk şarkılarını. Adımlarımı görmelisin sonra kaldırımınızda.
Aşk