Uykusuzluk diyorduk, bedenin bir tepkisidir, beyinden ve kalpten kaynaklanır. Bir rahatsızlık hali söz konusudur. Sürekli seni dürten ve bu dürtüşleri (evet dürtüşleri) düzensiz bir biçimde yapan birisi, bir şey varken yanında, uyuyabilir misin? Yanında değil, içinde. Uyunmaz. Öte yandan, önemli; seni dürten şey asli olmayabilir, sadece kendinle ilgili ve bencilce, çocukça, aptalca bir şey olabilir. Ama öte yandan buna rağmen yine önemli, çünkü aptalca bile olsa, yükselen şeyler benzeşir, şimdi aptalca, çocukça dürtülerin, acıların, sıkıntıların, rahatsızlıkların olmazsa, asli acılar, sıkıntılar, rahatsızlıklar sana lütfeder mi? Lütuf yerine iştiyak deseydik. Susmalı, düşünmeli sindirmeli hayatı. Aşkınlığa bir intro yazalım. Adını çiğ acılar koyalım. Topun patladığı için ağlayacaksın çocukken. Yersiz yere topunu patlattığın için bulutlar veya biçerdöverler tarafından cezalandırılacağını düşünüp eve gitmekten korkacaksın (çocukken bir biçerdöver görmüştün, köyde, ondan çok korkmuştun, o yüzden). Sen uyuyamıyor isen (evet isen) bir şeylerin yolunda gitmediğine dair uyarılar almaya başlamışsın demektir. Bu uyarıları görmezden gelmezsen, günün birinde uykusuzluğun erdem halini alacak. Bitti, bu kadar. Anladın mı?
Sayfa 436·Kitabı okudu
İçe dönük gözlemin zorluğu
Biz kendi bilinç durumlarımızı bir iç göz vasıtasıyla bildiğimizi düşünürüz. 'İç gözlem'de bulunuruz yani bizim 'gözleme yönelik' (spective) kapasitelerimizin iç gözünü, kendi bilinçli durumlarımızı gözlemlemek için 'içe doğru' (intro) olmak üzere bu durumlara yöneltiriz. Bana bu da bir hataymış gibi geliyor. Hata olmasının nedeni çok basit bir biçimde ifade edilebilir: Görme modeli, algılama eylemiyle algılanan nesne arasında bir ayrım yapılmasını gerektirir. Şu sandalyeyi görüyorsam, bu durumda sandalyeyle, sandalyeyi algılama deneyimim arasında bir ayrım söz konusudur. Fakat bu ayrımları deneyimlerin kendileri için yapamayız. Örneğin kendi ağrımı algıladığımda, ağrı ile ağrının algılanması arasında ayrım yapamam. Başka bir deyişle, görme modelinin işlemesini sağlayacak ayrımı yani algılama deneyimiyle algılanan nesne arasındaki ayrımı yapamam. Bu sebepten dolayı, kendi bilinç durumlarımızı anlamamızın doğru yolunun ve bilinç durumlarımızı bilme tarzımızın, 'iç gözlem' denen içsel algıya ait özel bir meleke vasıtasıyla görme modeline dayandığını düşünmek hatalıymış gibi görünüyor.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Reklam
Hayvanlar Alemi
Sorulacak soru, “akıl yürütebilirler mi?” veya “konuşabilirler mi?” değildir, “acı çekebilirler mi?”dir (Bentham, Intro-duetion to the Principles of Morals and Legîslation)
Felsefe
‘I don’t understand how they won. I’m telling you, lady, not a single passenger said they were voting for them. So who did vote for these guys?’ This was the standard chat of taxi drivers in Turkey after the AKP’s second election victory. As a consequence, ‘So who did vote for these guys?’ became a popular intro to many a newspaper column. Clearly neither taxi drivers nor the majority of opinion-piece writers could make sense of the unceasing success of the movement, despite rising concerns about it. After hearing the same question several times, I eventually answered one of the taxi drivers with a line that became the intro to one of my own columns: ‘Evidently they all catch the bus.’
Fourth Estate
Jim not that way Jim. That's no way to treat a garage door, bending stiffly down at the waist and yanking at the handle so the door jerks up and out jerky and hard and you crack your shins and my ruined knees, son. Let's see you bend at the healthy knees. Let's see you hook a soft hand lightly over the handle feeling its subtle grain and pull just as exactly gently as will make it come to you. Experiment, Jim. See just how much force you need to start the door easy, let it roll up out open on its hidden greasy rollers and pulleys in the ceiling's set of spiderwebbed beams. Think of all garage doors as the well-oiled open-out door of a broiler with hot meat in, heat roiling out, hot. Needless and dangerous ever to yank, pull, shove, thrust. Your mother is a shover and a thruster, son. She treats bodies outside herself without respect or due care. She's never learned that treating things in the gentlest most relaxed way is also treating them and your own body in the most efficient way. It's Marlon Brando's fault, Jim. Your mother back in California before you were born, before she became a devoted mother and long-suffering wife and breadwinner, son, your mother had a bit part in a Marlon Brando movie. Her big moment. Had to stand there in saddle shoes and bobby sox and ponytail and put her hands over her ears as really loud motorbikes roared by. A major thespian moment, believe you me. She was in love from afar with this fellow Marlon Brando, son. Who? Who. Jim, Marlon Brando was the archetypal new-type actor who ruined it looks like two whole generations' relations with their own bodies and the everyday objects and bodies around them. No? Well it was because of Brando you were opening that garage door like that, Jimbo. The disrespect gets learned and passed on. Passed
Sayfa 157·Kitabı okudu
Konserler arasında, şarkılar için fikirler üretmeye başladık. Şeytani bir şeyler hissettirecek türden müzik yapma fikri ilk olarak Tony'den geldi. Six Ways'te provalarımızı yaptığımız halkevinin dışında Orient isimli bir sinema vardı ve ne zaman korku filmi gösterilse kuyruk sokağa kadar taşardı. Tony'nin bir gün, "İnsanların kendilerini korkutmak için para ödemeleri ne kadar tuhaf, değil mi?" dediğini anımsıyorum. "Belki biz de blues yapmayı bırakıp korkutucu şeyler yapmaya başlamalıyız." Bill ve ben bunun harika bir fikir olduğunu düşündük ve Black Sabbath olacak şarkı için sözler yazdık. Şarkı temelde bir adamın onu ateş gölüne götürecek, karalar giymiş bir şekil görmesiyle alakalıydı. Tony de korkutucu riffler buldu. Bunlara inleyerek eşlik ettim ve sonuç muazzamdı; bariz biçimde bu zamana kadar yaptığımız her şeyin ötesindeydi. Bana Tony'nin müziğinin "Şeytan Aralığı" ya da "Triton" üzerine kurulu olduğu söylenmişti. Orta Çağ'da kilise bunların dinî müziklerde kullanılmasını yasaklamıştı, çünkü insanların ödünü koparıyordu. Orgcu bu melodileri çalmaya başladığında herkes kaçışırdı, çünkü şeytanın sunağın arkasından çıkacağına inanıyorlardı. Şarkının isim babası Geezer'dı. Fikri bir süre önce piyasaya çıkmış bir Boris Karloff filminden almıştı. Dürüst olmak gerekirse, Geezer'ın filmi izlediğini hiç sanmıyorum. Ben kesinlikle izlemedim, böyle bir film olduğunu da yıllar sonra öğrendim. Gerçekten çok komikti, çünkü kendimize çizdiğimiz yeni yola rağmen hâlâ gayet sağlam "12 ölçü blues" çalan bir gruptuk. Hatta müziği dikkatle dinlerseniz caz etkisini duyabilirsiniz; mesela ilk kayıtlarımızdan biri olan Wicked World'e; Bill'in çaldığı swing intro gibi. Sadece normal bir caz grubundan sekiz yüz kat daha gürültülüydük.
Sayfa 110 - Pegasus Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Reklam