Benim fikrimce, tıpkı bir dilin esaslı bir biçimde öğrenildikten sonra konuşulabilmesi gibi, güçlü roman kahramanları da ancak insanların çok iyi incelenmesiyle yaratılabilir.
Lise edebiyatından beri pek çok kez Mustafa Kutluy'u duymuş olmama karşın okuduğum ilk eseri.
Ve bu kitap yani Huzursuz Bacak bende yazarın diğer eserlerini okuma isteği de uyandırdı, kitap çok akıcı olmasına rağmen Türkçede az bilinen kelimeleri kitapta fazlaca görüyoruz anlatımı gayet başarılı olan eser anlatıcının gözünden baktırabiliyor.
Konusuna gelecek olursam; Yurt dışında eğitimini ve kariyerini tamamlayan Ömer Faruk Türkiye'ye dönme kararı alır fakat döndüğünde hiç bir şey bıraktığı gibi değildir, Hayal kırıklıkları ve eskiyi arayış içerisindedir kapitalist sisteme boyun eğen eş dost onu üzer ve kendi yol ayrımını belirlemede büyük rol oynar.
Dindarlık, muhafazakarlık, ekonomi, iç ve dış piyasa, ülke istikrarı, moderenleşme, kentleşme ile ilgili pek çok konuya değinmesiyle yazar kitabını klasik öykü anlayışından ayırıyor ve eserin en sevdiğim yanı bu oldu.
Farklı bakış açısı ve kapital düzen köleliği farkındalığı için okunması gereken çok güzel bir eser.
Son olarak eserde anlamı pek bilinmeyen kelimeleri ben de merak ettim ve araştırdım, bu kelimelerin
Kelime haznemize yerleşmesi dileğiyle
Keyifli okumalar.
✓Pagoda:Budistlerin dinî yapılarına verilen ad.
✓Hegemonya: Bir sistem içerisindeki bir elemanın diğerlerinden üstün, baskın olduğunu belirtir.
✓Fütühat: (Fütuh. C.) Fetihler, zaferler, galibiyetler.
✓Talik etmek:
1.asmak.
2.(bir işi) başka bir zamana bırakmak, gerçekleşmesini ileriye atmak, başka bir zamana bırakmak.
Benzer:
ertelemek
✓Ardiye:
1. Evlerde kullanılmayan, saklanması gereken eşyaların konulduğu bölüm.
2. Genellikle ticaret eşyasının saklandığı yer depo:
"Ardiyeler ağız ağıza dolmuştu."
•Sait Faik Abasıyanık•
3. Böyle bir yerde saklanan eşya için ödenen ücret.
✓Bilabedel: Emlak sektöründe kullanılan bir kelime olup, anlamı ücretsiz,
KIZ ÇOCUĞU
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
(1956)
Bu arada Fazıl Say ve Gökçe Çatakoğlu yorumuyla şiiri dinlemeniz dileğiyle. :)
youtu.be/dQLo1-_bWl0
24.08.2018 22:53